Çağdaş insanın içinde yaşadığı dönemi “Korku Çağı” diye adlandırmak pek yanlış olmaz gibime geliyor. Çünkü dünyanın neresinde olursak olalım, hepimiz korku içinde yaşıyoruz. Belki de eğlenme ihtiyacının bu derece artması, korkularımızdan kurtulmak içindir. Kafalarımızın dağılması, hayat korkularının birkaç saatliğine de olsa unutulması için milyonlarca kişi Hollywood starlarına, sonu gelmez dizilere, futbola, sosyete dedikodularına sarılıyor. Bir çeşit tedavi gibi. Çünkü çağdaş insan, giderek yayılan kanserden korkuyor. Gittiği bir yerde bomba patlamasından, kolunun bacağının kopmasından korkuyor. Depremden korkuyor. Trafikten korkuyor. Çoluğunun çocuğunun başına bir şey gelmesinden korkuyor. Uyuşturucudan korkuyor. Borçlarını ödeyememekten korkuyor. Taksitlerle aşırı derecede borçlandırıldığı için, ekonomideki sallantılardan korkuyor. Dövizin yükselmesinden korkuyor. İşsizlikten korkuyor. Evine hırsız girmesinden korkuyor. Radyasyondan korkuyor. Yiyeceklerde hormondan, ilaçtan, biberlerde aflatoksinden korkuyor.
Bu korkuları besleyen iki ana kaynak var: Hükümetler ve basın. Çünkü başta ABD olmak üzere birçok devlet, halkı korku ile ayakta tutuyor. ABD’de bir yıl katil arılar paniği çıkmıştı. Sözüm ona Saddam Hüseyin arıları eğitip, Amerikalıları öldürmek için yollamıştı. Aynı durum sivrisinekler konusunda da yaşandı. Terörizm korkusunu hiç saymıyorum bile. Sıradan bir Amerikalı her sabah, bir Arap’ın gelip nükleer bomba patlatması kâbusuyla uyanıyor. Basın ise her zaman abartmaktan yanadır. Günümüzde haber ancak böyle satılıyor. Son yıllarda kaç kez “Beyaz Alarm” başlığı okuduğunuzu, telaş içindeki televizyon spikerlerinin “Beyaz Felaket” altyazılarıyla haber duyurduğunu düşünsenize. TEM yolunda soluk soluğa kalmış bir muhabir, Bağdat savaşını anlatırcasına “Edirne’den girdi. Aman evinizden çıkmayın” diye haykırıyor. Oysa Edirne’den giren kuvvet, düşman ordusu değil, sadece kar. Hani çocukluğumuzdan beri bildiğimiz, kartopu yapıp oynadığımız doğa olayı. Şimdi nedense büyük bir drama dönüştürüldü. Kısacası bizi bilinçüstü ve bilinçaltı korkularımız yönetiyor. Bunun için de eğlenceye ve spora sarılıyoruz. İşte çağdaş insan prototipi böyle bir şey.
