Dünyada korkunun arttığı bir dönemde yaşadığımızın hepimiz farkındayız.Terörizmden, bombadan, savaştan, kanserden, kazadan korkan ve her yerde muhtemel düşmanlar gören insanlar haline geliyoruz.11 Eylül’den sonra Batı’da oluşan İslam paranoyasını düşünün.Herhangi bir uçağa sakallı, Arap görünümlü bir kişi binse, herkes tedirgin oluyor.Geçen ay İngiltere’de başgösteren uçak paniğini düşünün.Bizde de durum daha parlak değil.Bombalar patlıyor, masum insanlar parçalanıyor.Çağdaş insanı korkular yönetiyor artık.Korkan insan saldırır; hem de bilinçsiz, kör bir öfkeyle saldırır.Çünkü korkmaktadır.Son aylarda giderek tırmanan linç girişimlerinin ardında bu korkuları aramak gerekiyor.Sokaktaki üç beş genci hedef gösterin; daha ne olduğunu bile sormadan linç etmeye hazır kalabalıklar bulacaksınız yanınızda.Bütün linç girişimlerinden sonra bir “yanlış anlama” bahanesine sığınılıyor.Halk ortalıktaki gençleri hep yanlış anlıyor. 30 Ağustos’ta bir grup genç “Lübnan’a asker gönderilmesi”ni protesto etmeye çalışıyor.Linç girişimiyle karşılaşıyor ve canlarını zor kurtarıyorlar.Gençlere saldıranların en azından bir kısmının, Lübnan’a asker gönderilmesine karşı olduğuna eminim.Yani gençlerle aynı biçimde düşünüyor.Ama yine de büyük bir öfkeyle ve gençleri öldürmek isteğiyle öne atılıp, Allah yarattı demeden vurmaya başlıyorlar.Çünkü o anda korkuları ön plana çıkıyor.Kafalarında terör, şiddet, bomba, PKK, düşen uçaklar, El Kaide ve intihar bombacılarından oluşan bulanık ve kanlı bir resim var.İşte halk öfkesinin en korkunç tarafı bu.Anlamadan, dinlemeden; kimdir, nedir sorularını sormadan saldırıya hazır olma içgüdüsü.Ve ne yazık ki Türkiye’de bu eğilim giderek tırmanıyor.Şimdilik “linç girişimi” haberlerini duyuyoruz.Yarın birgün hakiki linçler ortaya çıkacak ve büyük bir olasılıkla masum insanlar canını yitirecek.Yurttaşın canını korumak polislerin görevi ama ne yazık ki onlar da korkuyor.
