ELİMDE bir kitap:
"Engereğin Gözündeki Kamaşma" adlı romanımın korsan baskısı.
Kapağından, Can Yayınları amblemine kadar her şey taklit edilmiş ama bozarak, kirleterek, boyutlarını küçülterek, sayfaları eğri büğrü yerleştirerek yapmışlar bu işi.
Bu hoyratlık ve özensizlik karşısında üzülmemek elde değil.
Birçok yazar arkadaşımızın başına gelen dert bizi de vuruyor.
***
MÜZİKÇİ olarak çoktan alışmamız gerekirdi bu barbarlığa ama gelin görün ki alışılmıyor.
Onca emekle, göz nuruyla, çile çekerek bestelediğiniz, kaydettiğiniz müziğin, yazdığınız kitabın korsanlar tarafından özensizce çoğaltılıp piyasaya sürülmesine katlanamıyorsunuz.
Bu ülkenin müzikçisinin, yazarının ömrü böyle geçti.
30 yıldır korsanlar, milyonlarca kaset sattılar.
Kapak düzeninden fotoğrafına, yazısından bant kalitesine ve kaydına kadar titizlik gösterdiğiniz, stüdyolarda haftalarca sabahlayarak ortaya koyduğunuz ürün, berbat bir biçimde piyasaya sürüldü.
Bir tecavüz değildi de neydi bu?
***
KONUYU daha iyi anlatabilmek için en yakından bildiğim örneği aktarmama izin verin lütfen!
İlk yıllarda uzun çalarlara hiç resim koymazdım. Dolayısıyla korsanlar benim resmimi bulamıyor, kendilerinin seçtiği bir fotoğrafı koyuyorlardı kapaklara.
Bir ara koleksiyon yapmıştım: Elimde, altmıştan fazla Livaneli korsan kaseti vardı; hepsinin üstünde aynı birinin fotoğrafı görülüyordu bu kasetlerin. Kimi bir bıyık şampiyonu gibiydi, kimi halk aşığı, kimi bir öğrenci...
***
KORSANLARIN en büyük zararlarından biri de ara dönemlerde ortaya çıktı. Bir askeri dönem geldi mi korsanlar, tepe tepe kullandıkları ve trilyonlar kazandıkları kasetleri hemen yok ederler ve soranlara "Yasak!" derlerdi. "Livaneli kasetleri yasaklandı!"
Böylece hiçbir yasak kararı olmadan, korsanların etkisiyle yasak kapsamına girerdik.
***
BU iş, devletin sanatçısına karşı işlediği bir kusurdur.
Niye birçok ülke, (hele girmeye çalıştığımız Avrupa Topluluğu ülkeleri) korsanın kökünü kazımışken, biz yapamıyoruz bu işi?
Demek ki yeterli özen gösterilmiyor.
***
MİLYONLARCA kasetimin satıldığı, Zeki Müren'den İbrahim Tatlıses'e kadar herkesin bestelerimi okuduğu yıllarda, bu iş ailemin geçimini sağlamama, çocuğumu okutmama yetmiyordu.
Neyse ki GEMA adlı Alman telif hakları kurumuna üye idim.
Bu kurum (Türkiye dışında) dünyanın neresinde bir plağım çıksa, hangi radyoda bir şarkım çalınsa, hangi konserde bir bestem icra edilse, telif haklarını toplayıp bana ödüyordu.
Müziğini yaptığım filmlerin satılan biletlerinden bile telif hakkı geliyordu.
Hala dört ayda bir dökümler gelir ve Avusturalya'dan Amerika'ya, Japonya'dan Kanada'ya, İtalya'dan İspanya'ya kadar birçok ülkede tahakkuk eden telif hakları ödenir.
Tabii Alman maliyesi, epeyce yüksek olan vergileri keser buradan.
***
BÜTÜN bunları anlatmamın nedeni, sistemin nasıl işlediğini göstermek.
Almanya, bir Türk sanatçısının eserlerini koruyor, ona hakkını ödüyor ve kendisi de bu işten para kazanıyor.
Türkiye ise "saldım bayıra, mevlam kayıra" muamelesi yapıyor kendi insanına.
Keşke korsanlığın acısını bir tek ben çekmiş olsaydım.
Kişisel bir konu olarak üstünde bile durmazdık.
Ama bu iş öylesine yayıldı ki, yakında yasal kaset ve kitap piyasasını yok edecek.
