Gerçekten de "Cehalet bütün kötülüklerin anası."
Ömrümüz boyunca bize acı çektiren, daha doğrusu yüzyıllardır Türkiye'nin bütün aydın kuşaklarına cehennem tuzakları hazırlayan bir bela cehalet.
Cahil saldırılarıyla ilk olarak ne zaman karşılaştığımı düşünüyorum.
Ankara'da lise çağlarındaki bir münazara geliyor aklıma.
O yıl liseler arası bir münazara yarışması vardı. Ben bizim lisenin takımına başkanlık yapıyordum. Finale kalmıştık.
Final karşılaşmasının konusu "Türkiye sanayi ile mi kalkınır, tarımla mı?" olarak belirlenmişti.
Biz sanayi ile kalkınma modelini savunacaktık.
Günlerce hazırlandık; bilgiler, veriler, rakamlar topladık. Dünyadan örmekler inceledik.
Münazara günü rakip lisenin salonunu hıncahınç dolduran izleyicilerin karşısına çıktık.
Ben konuşmam sırasında bol bol "sınai kalkınma" deyimini kullandım. Rakip lisenin öğrencileri her seferinde yuh çektiler.
Dikkat ettim; "sınai” sözüne tepki gösteriyorlardı.
Bir süre sonra anladım ki, hayatlarında hiç "sınai" duymamışlar, "sanayi" kelimesini yanlış telaffuz ettiğimi sanıp yuh çekiyorlar.
Konuşmamı keserek "sınai"nin, "sanayi"den farkını anlatmaya çalıştım ama o gürültü ve heyecan içinde başaramadım.
Dolayısıyla konuşma boyunca epeyce yuhalandım.
Gerçi sonunda münazarayı biz kazandık ve kupayı aldık ama benim için daha öğretici olan sonuç, Türkiye'de bazı şeyleri daha iyi bilmenin, daha gelişmiş olmanın ödül değil ceza hakettiğivdi.
Öğrenciler; onların bilmediği bir kelimeyi biliyor olmamın acısını çıkarmışlardı.
Yıllar sonra aynı örneği bir daha yaşadım.
12 Mart cezaevinde yatan Karadenizli bir mahkumdan bir türkü derlemiştim. Daha sonra bu türküyü plak yaptım ve "Eşkiya Dünyaya Hükümdar Olmaz" adıyla ünlendi ve epeyce sevildi.
Aradan birkaç yıl geçince de başka şarkıcılar bu türküyü seslendirdiler.
Türkünün bir dizesinde "Katil defterine adımı koydum" deniliyordu. Ben de anlamına uygun olarak bu kelimeyi "katil" fiili biçiminde yani a harfini uzatmadan söylüyordum.
Şarkıcı arkadaşlar benim yanlış yaptığımı düşünerek kelimeyi "kaatil" biçiminde düzelttiler. Çünkü kelimenin katl, katil, kıtal biçimlerini bilmiyorlardı.
Böylece türküdeki cümle bir katilin not defterine dönüşmüş oldu.
Yukardaki örnekler en masum olanları.
Cahil yöneticilerin bu ülkeye ne kadar kötülük yaptığını düşünecek olursak, böyle örmeklere gülünüp geçilir.
Sait Faik'e mesleğini soran ve şair olduğu cevabını alınca katibe dönüp; "Yaz! Boşta gezer" diyen yargıçlardan tutun da, "Makable şamil" yasa çıkarmaya çalışan devlet adamlarına kadar neler görmedi ki bu memleket.
ODTÜ, SBF ve BOĞAZİÇİ mezunlarından 1355 kişinin katıldığı bir sınavda Robinson Crusoe'yi 35 kişi devlet adamı, 185 kişi bilim adamı, 94 kişi sanatçı, 410 kişi edebiyatçı, 452 kişi başkan olarak yanıtlamış, 188 kişi de hiç duymamış.
"Hay sizin..." diye başlamak geliyor insanın içinden ya neyse... Gene bağrımıza taş basıp susalım.
