Amerika'da başkan adaylarının televizyonda tartışması güzel bir gelenek.
Çünkü hiç kimse, danışmanlarının hazırlayıp sunduğu cevapları okumuyor.
Suçlamalar karşısında ani ve spontane cevap veriyorlar.
Dolayısıyla zeka düzeyleri, kültür birikimleri ve duygularını kontrol edip edemedikleri ortaya çıkıyor.
İşte herkesin suçladığı televizyon, kimi zaman böyle doğrudan demokratik değerlendirmeleri başarabiliyor.
Antik Yunan'daki forumun, elektronik biçimi.
***
Bush, Clinton ve Perot arasındaki tartışma da çok ilginçti.
Büyük kitleler, yıllardır dünya liderliğini elinde tutan George Bush'u daha yakından tanıma olanağına kavuştular.
Genç aday Clinton'a karşı bulabildiği en iyi koz, onu Amerika'nın çıkarlarına ters düşmekle suçlamaktı.
Öyle ya: Vietnam Savaşı aleyhinde gösterilere katılmış olan bir protestocuya nasıl güvenecekti Amerikan halkı?
Vatanını sevmeyen bir kişi, Amerika'yı nasıl yönetecekti?
Clinton bu eski ve modası geçmiş suçlamaları çok güzel karşıladı. Bush'un babasını örnek göstererek onun, McCarthy karanlığına karşı çıktığını hatırlattı.
Daha sonra da:
"Ben vatanımı seviyorum" dedi.
"Sadece savaşa karşı çıkıyorum."
***
Tartışmayı dinlerken, bizdeki yöneticileri hatırladım.
Yıllardan beri hemen hepsi Bush gibi konuşmuştu.
Kendi çıkarlarına uygun düşenler yurtsever, başka türlü düşünenler ise vatan hainiydi.
Dolayısıyla böyle kişilere, ya kırk katır ya da kırk satır lazımdı.
Türkiye'nin temel meselelerine başka türlü yaklaşan insanları ya hapis paklardı, ya işkence, ya idam, ya da sokakta infaz.
Özellikle askeri dönemlerde yoğunlaşan bu anlayışa göre, gücü elinde tutanlar kendilerini "Türkiye" ile özdeşleştiriyorlardı.
Onlara karşı çıkmak, Türkiye'ye karşı çıkmakla eş anlamlıydı.
Yıllar önce yazdığım bir roman denemesinde yönetici, bir öğrenciye "Siz Türkiye'yi sevmediniz" diyordu.
Öğrenci cevap veriyordu: "Biz Türkiye'yi sevdik ama sizi sevmedik. Kendinizi Türkiye yerine koymayın."
***
Cadı kazanlarının kaynatıldığı Türkiye'de kimler vatan haini damgası yemedi ki:
İmparatorluğu otuz üç yıl yönetmiş olan Sultan Abdülhamit, son padişah Vahdettin, Cumhuriyet'in kurucuları Mustafa Kemal, İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Türk dilindeki en güzel Kurtuluş Savaşı Destanı'nı yazmış olan Nazım Hikmet, büyük kitlelerin oyuyla seçilmiş Başbakan Adnan Menderes, yazarlar, şairler, sinemacılar, müzisyenler, öğrenciler....
Bu liste uzar gider.
Herkes birbirine göre vatan hainidir.
Bu saçma sapan suçlamalar yüzünden binlerce insan acı çekti ve iftiraları hayatıyla ödedi.
***
Şimdi Amerika'da George Bush bu eski oyunu oynamaya ve rakibi Clinton'u suçlayarak yoketmeye çalışıyor.
Eğer kamuoyu araştırmalarının gösterdiği gibi Clinton kazanırsa, McCarthy'yi hortlatan bu sakat anlayış ve soğuk savaş dönemi kavramı ağır bir darbe yemiş olacaktır.
Amerikan halkının, bu suçlamadan etkilenmediğini göstermesi çok önemlidir.
