Gazetelere göz gezdiriyorum; içimde bir tuhaf duygu kıpırdanıyor, bir garip tedirginlik. “Yahu ben bunları daha önce okumadım mı?” sorusu dönüp duruyor kafamda. Bugün pazartesi değil mi, evet pazartesi; salı değil mi evet salı. Gazetede de öyle yazıyor. Acaba ben geçen yıllardaki bir pazartesinin ya da salının gazetesini mi okuyorum? Hayır değil, işte 2003 yazıyor. İyi ama ben niye durup dururken Fransızların “deja vu” dediği, aynı şeyi daha önce yaşadığım duygusuna kapılıyorum? Biraz sonra cevabını buluyorum bu sorunun. Ne yazık ki ben her yılın her günü dönüp dolaşıp aynı gazeteyi okuyorum.Mesela şöyle bir başlık geliyor karşıma: “Başbakan enerjisini bilmem hangi meyveye borçlu”. Ben bu haberi daha önce okuduğumdan eminim; sadece isimler değişikti. Tansu Çiller’in kuşburnu, Bülent Ecevit’in çay, Mesut Yılmaz’ın sigara tutkusundan falan söz ediliyordu. Sonra “İşte millet, işte Başbakan!” başlıkları okuyordum. Basınımız yalnız başbakanları değil, önde gelen bütün siyasileri aynı başlıklarla koltukluyordu. Bilmem kim pide yedi, öteki salıncağa bindi, beriki açılış yaptı, nurlu ufuklar dedi. Başlıklar değişmiyor, sadece içini dolduran isimler değişiyor. Devlet Bahçeli için de “Büyük devlet adamı”, “Denge unsuru”, “MHP’yi merkeze taşıyan harika lider” falan diye yazılıyordu. Dün gazetelere baktım, herkes Bahçeli’den yüz çevirmiş. “Marjinal kaldı, bundan bir şey olmaz!” havasındalar. Eee, bu ülkede boşuna “Gelen ağam, giden paşam” denilmemiş. İktidar yoksa, manşet de yok. Okuyucu bu duruma alıştığı için normal karşılıyor, dünyanın böyle döndüğünü sanıyor. Birkaç yıl sonra siyaset dünyamız yeni bir lider çıkarırsa, aynı başlıklar ona da uygulanacak. diyelim ki yeni başbakanın adı “Bekir Sami Özkahraman “. Aynı manşetleri bu isimle okuyacaksınız: “Özkahraman her sabah bir avuç dut kurusu yiyor.” “Özkahraman yetmiş beş yeni tesisin açılışını yaparken ekonomik müjdeler verdi. IMF anlaşması tamam!” “Borsa coştu, dolar 3 milyon lira seviyesine düştü.” “Yabancılar bizdeki ilerlemeye hayran kaldı!” Öf ki öf! ” Beni candan usandırdı, cefadan yar usanmaz mı? ” diyesim geliyor. Bu kaçıncı tekrar!