Türkiye en derin krizlerinden birini yaşamakta, nasıl çözüleceği de belli değil. Daha başlangıçta bu kadar tökezleyen bir parlamento nasıl çalışacak, ülkenin giderek ağırlaşan sorunlarıyla nasıl uğraşacak? CHP, Meclis Başkanı’ndan güvence istemiş. TBMM Başkanı nasıl bir güvence verebilir ki? Kendini yargıç yerine koyup “Tutuklu milletvekillerini serbest bırakırım!” demesi mümkün mü? Elbette değil. Çiçek, olsa olsa ana muhalefete bir nezaket çiçeği verebilir; bir krizantem çiçeği. Belki muhalefet bu çiçeği almanın “tükürdüğünü yalamak” anlamına gelmediğine hükmeder ve yemin eder.

Ana muhalefet “Tutuklu milletvekillerimiz serbest bırakılmadan asla yemin etmeyeceğiz” derken, Ahmet Türk halka hitaben yaptığı konuşmada “Ya Hatip Dicle bizim yanımıza gelecek ya da biz onun yanına gideceğiz” dedi. İki muhalefet partisinin söylemleri de son derece keskin ve bağlayıcı.Yakın dönemde Hatip Dicle sorunu çözülemeyeceğine ve tutuklu milletvekilleri serbest bırakılmayacağına göre, bu söylenenler nasıl yok sayılacak.Hele “Göreceksiniz yakında tükürdüklerini yalayacaklar” sözünden sonra.

Bana göre muhalefet “Meclis Başkanı da Cumhurbaşkanı gibi nazik konuştu. Çözüm için çalışacaklar” falan gibi bahanelerin arkasına sığınmadan, direnişe devam etmek zorunda. Madem ki bu yola girildi, artık tükürülen yalanmamalı. Yoksa bu yara hiçbir zaman unutulmaz. Dün bir arkadaş “Ben CHP’nin yerinde olsam yemin eder ama Meclis’i terk etmeden genel kurul salonunda oturma eylemi yapardım” diyordu. Bence de böyle bir eylem, hem gruba milletvekili sıfatını kazandırır, hem de bütün dünyanın ilgisini çeken bir gösteri olurdu. Ama madem böyle yapılmadı ve köprüler atıldı, artık onurluca bir geri dönüş imkânı kalmadı.Ya o kadar kesin ve sert konuşmayacaksınız ya da bu tavrın gereğini yapıp, sonunda ölüm bile olsa partinin onurunu koruyacaksınız.