Yemin krizinin nasıl çözüleceğini bilmiyorum, herhalde bir çözüm yolu bulunacak çünkü bu durum fazla sürdürülemez. Herhalde Cemil Çiçek’in uzlaştırıcı tavrı CHP’yi ikna ederek, yemin etmelerini sağlayacak. İşin önemli bir yanı da maaş meselesi. Aslında milletvekilleri kayda değer bir maaş almamasına ve maaşın çoğunu seçmen ağırlama, seyahat, Ankara’da ikinci ev gibi ek masraflara harcamasına rağmen kamuoyu bu konuda çok hassastır. Milletvekilleri, yasa gereği Başbakanlık Müsteşarı’yla eşit bir maaş alırlar. Kamuda birçok yönetici bunun on mislini kazanır ama dediğim gibi milletvekili maaşı göze batar. Hele bu maaşı hak etmeden aldığınız düşünülürse tepkiler daha da büyür. Bence yemin etmeyen milletvekilleri, bu tepkilerin önüne geçmek için yemin edene kadar maaş almamayı tercih etmeli. 22. dönemin sonunda erken seçim kararı alınmıştı. Bu arada gelecek üç ayın maaşları da yatırılmıştı. Aralarında kulunuzun da bulunduğu bazı milletvekilleri bu maaşları hak etmedikleri gerekçesiyle üç aylık maaşı iade etti. Bu etik davranışı 550 milletvekili içinde kaç kişi gösterdi dersiniz. Sadece 8 kişi.Yeminin Türkçesi Kürsüde yemin ederken, metnin çok kötü yazılmış olduğunu, Türkçe’nin ses ahengini hiç yansıtmadığını, gramer kurallarına uymadığını bir kez daha fark etmiştim. Kelimelerin önemini bilen bir kişi olarak bu kadar hayati bir metnin, böylesine gelişigüzel yazılmış olması beni çok rahatsız etti. Kim bilir kimin elinden çıkmıştı ama metni kaleme alanın Türkçeyi iyi kullanan bir yazar olmadığı belliydi. İlk işimizin bu metni düzeltmek olduğunu düşündüm ve konuyu CHP yetkilileriyle aktardım. Haklı olarak, milletvekili yemininin bir anayasa maddesi olduğunu, dolayısıyla Meclis’in üçte ikisinin oyuyla bir anayasa maddesi değişikliği yapılması gerektiğini söylediler. O dönemde Meclis’te iki parti vardı: AKP ve CHP. Bozuk yemin metninin düzeltilmesine, daha güzel bir Türkçeyle yazılmasına iki partinin de karşı çıkmayacağını tahmin ediyordum. Bu yüzden fikrimde ısrar ettim. “Gelin el birliğiyle şu yemini düzeltelim“ dedim ama ne yazık ki önerimi kimseye kabul ettiremedim. Aynen 301. Maddenin değiştirilmesi, Britanya Parlamentosuna Mavi Kitap’la ilgili mektup yazılması (saçma olduğu ileri sürülmüştü) gerektiği konularında olduğu gibi… Nedense diğerleri gibi bu konu da önemsenmedi ve ana dilimiz konusunda duyarlı davranan herkesin tüylerini diken diken eden yemin metni olduğu gibi kaldı. Şimdi önümüzde bir anayasa değişikliği var. Sanıyorum ki Anayasa konusundaki siyasi bilek güreşi sırasında, yemin konusu yine unutulacak. Oysa sadece yeminin değil, genel olarak Anayasa metninin de güzel bir Türkçeyle yazılması hem ana dile saygı hem de yanlış anlamaları, hatalı yorumları ortadan kaldırmak bakımından çok önemli. Anayasa maddelerinin, eski ama çok güzel tarifle “Ağyarını mani, efradını cami“ bir biçimde yazılması gerekir. Adı üstünde, anayasa bu.Mesela Ahmet Cevdet Paşa başkanlığında bir komisyonun hazırladığı Mecelle metni, aynı zamanda bir Türkçe şaheseridir. Dilimiz ne yazık ki zayıflatıldığı ve birçok güzel kelime yok sayılarak yoksullaştırıldığı için Mecelle kadar güzel bir yazımın ortaya çıkması mümkün değil ama yine de elden geleni yapmak gerekir. Dilin önemini ve nüanslara dikkat edilmediği zaman nasıl hatalar ortaya çıktığını göstermesi bakımından biraz da dilde kelime eksiltme çabalarının gereksizliğini vurgulamak için- küçücük bir örnek vermek istiyorum. Kalp, gönül ve yürek.Bu üç kelimenin aynı manaya geldiği ve sanki birbirinin yerine kullanılabileceği gibi yanlış bir kanı var. Oysa üçü de birbirinden ayrı. Kelimelerin şu halini düşünün lütfen: Kalpsiz, gönülsüz, yüreksiz. Bildiğiniz gibi kalpsiz kelimesi merhametsiz, anlamına gelir. Gönülsüz, isteksiz; yüreksiz ise korkak demektir. Yani birbirinden çok ayrı anlamlar içeriyorlar. Hiçbirini unutmaya, kökeni yabancı diye yok saymaya hakkımız yok. Anayasa’nın Türkçeye saygı gösteren bir anlayışla yazılmasını ve bu arada yemin metninin düzeltilmesini yürekten diliyorum.
