Dünya Bankası, Türkiye'ye verilecek
750 milyon doların görüşülmesini ertele-
miş.
Nedeni ise Türkiye'nin bankalarla ilgili mev-
zuatı düzenlemekte gecikmiş olması.
Yani bu erteleme Dünya Bankası'ndan de-
ğil bizden kaynaklanıyor.
Görevimizi zamanında yerine getirmemişiz.
Niçin?
Çünkü Kanun Hükmündeki Kararname
krizine kilitlenmiş durumdayız.
Hükümetin, dün konuyla ilgili toplantıyı erte-
lemesinin de nedeni aynı.
***
Peki bu kadar acil meselelerimizi unutturacak
bir önceliği mi var?
Kaldı ki öyle bile olsa, şu anda yapılacak bir
şey yok.
Kararnameyi yasa haline dönüştürmek için
Meclis'e götürmekten başka bir yol görünmüyor.
Peki, banka düzenlemeleri ile ilgili toplantıyı
ertelemenin mantığı ne?
Cumhurbaşkanı'na karşı izlenecek yolun
ve ikinci veto karşısında takınılacak tavrın belir-
lenmesi.
Yani cevap!
Yani restleşme!
Yani Sezer'i kuşatma operasyonunun başla-
tılması!
Bu konu hükümetin bir numaralı sorunu ol-
duğu için ekonominin de, borsanın da, Dünya
Bankası'nın da, İstanbul'daki deprem hazırlık-
larının da önüne geçmiş durumda.
***
Oysa Türkiye'nin şu sırada en az ihtiyacı
olan şey bir devlet krizi.
Hükümet bir istikrar programı açıklamış ve
bu plana geniş destek sağlamış durumdayken si-
yasi bir kriz bütün dengeleri alt üst edebilir.
Enflasyon hesaplarının, faizlerin, yabancı ku-
ruluşların rating raporlarının, IMF görüşmelerinin
etkilenebileceği bir siyasi kriz dönemine girmenin
zararı kimseye değil, yine bize.
Bu bedeli hep birlikte öderiz.
***
Bütün bunlara ne gerek var diye düşünmeden
edemiyorum.
Hükümet, kendi seçtiği Cumhurbaşka-
nı'nın kararını ağırbaşlı bir olgunlukla karşılayıp,
konuyu Meclis'e götürme tutumu içine girse her
şey bitecek.
Ortada kriz kalmayacak.
Ekonomik istikrar programı bütün kararlılı-
ğıyla devam edecek.
Tek koşul, kararname anlaşmazlığını kişisel
bir sorun haline getirmemek, intikam planları
peşine düşmemek.
Konuya siyasal değil hukuksal açıdan yak-
laşmak.
Bu da o kadar zor değil aslında.
***
Yıllar önce gözümüzü İnönü-Menderes geri-
liminde açtık.
Bunu İnönü-Demirel inatlaşması izledi.
Sonra Demirel-Ecevit kavgaları dönemi
geldi.
Birkaç yıl Çiller-Yılmaz düellolarını seyrettik.
Artık 2000'li yılları Ecevit-Sezer gerginli-
ğiyle geçirmek istemiyoruz.
Siyasiler, gerginlik politikalarından bıkmamış
olabilirler.
Ama inanın bana millet bıktı.
Krizlerden yorgun düşmüş bir halkız biz.
