Birkaç gün önce asansörde Haşmet Babaoğlu’na rastladım. Bana dedi ki: “Son zamanlarda kültüre sığındınız. “Ya da “Kültüre saklandınız!” dedi; tam çıkaramıyorum. “Evet!” diye cevap verdim. “Çünkü giderek çıldıran dünya ile başka bir ilişki yolu bulamıyorum. “Sonra Haşmet’in bu sözü üzerinde düşündüm durdum. Ve aslında hayatım boyunca kültüre sığınmış olduğum sonucunu çıkardım. Çünkü daha ilk gençlik çağımda yaşamla arama kültürü ve sanatı koyunca rahat ettiğimi fark etmiştim. Zaten siyasete de hep kültür açısından baktım, üzerime düşen görevleri bu perspektifle yerine getirmeye çalıştım.
Geçen hafta bir grup arkadaşla birlikte Venedik’te La Traviata operasına gittim. Yenilenmiş La Penice salonunun yaldızlı, pırıltılı, büyülü atmosferinde sahneyi ve orkestrayı çok iyi gören bir locada oturuyordum. Orkestrayı büyük şef Lorin Maazel bir sihirbaz gibi yönetiyordu. Büyük şeflerin elleri böyledir; orkestradan sesleri süzüp çıkaran, onlara can veren bir büyüye sahiptir. Bunu ilk kez Paris’te Zubin Mehta benim ezgilerimi yöneterek onurlandırırken anlamıştım. La Fenice’deki mükemmel opera orkestrası Verdi’nin ölümsüz melodilerini seslendiriyordu. Hepimizin belleğine kazınmış olan o mucizevi ezgiler belki bininci kez yine yüreğimi kabarttı, gözlerime yaş dolduğunu hissettim. Yönetmen La Traviata’ya modern bir yorum getirmişti. Sahnedekiler bugünün giysileri içindeydiler, hatta bir televizyon bile vardı. Dekor da New York Modern Sanat Müzesi’ne giren eserleri hatırlatan serin ve mesafeli bir atmosfere sahipti. Her çağ kendisini ifade etmeye çalışıyor. Ama önemli olan bu değildi, Verdi’nin ölümsüz ezgileriydi. Bakın Verdi’nin dönemindeki politikacılar da unutuldu, komutanlar da, bankerler de. Ama onun ezgileri insanlığı etkilemeye devam ediyor. 25. yüzyılda da dinlenecek 3. milenyumda da. Çünkü insan ruhunu daha derinden kavrıyor. Siyasetin, ekonominin, savaşın, propagandanın yapamadığını yapıyor.
Siyaset bizim gibi ülkelerde sorumluluk hisseden, elini halka uzatmak isteyen herkesin yapması gereken bir görev. Bu görevi özellikle yurt dışı misyonlarda elimizden geldiği kadar yerine getirmeye çalışıyoruz. Ama evrenin minik bir yuvarlağı üzerinde, iki kıta arasındaki bir yarımadada, beş on yıl sonra rahmet-i rahmana kavuşacak fanilerin siyaset kavgalarının ve belden aşağı vuruşlarının kargaşasını ve çirkinliğini mi tercih edersiniz yoksa kozmosa salınan ölümsüz ezgilerin, dizelerin, şekillerin derin uyumunu mu? Bu yüzden Haşmet haklı. Hayatta kalabilmek için kültüre ve sanatın haşmetine sığınmaktan başka bir çare bulamıyorum. Olaylar kızıştıkça daha çok Mesnevi okuyorum, ezberimdeki Karacaoğlan dizelerini tekrar ediyorum, çok eski bilinmedik türküler çalıyorum, besteler yapıyorum.Bu da bir yaşam tarzı.
