Eskiden solcularla ülkücüler birbirine silah çekerdi. Neyse ki o acılı günler geride kaldı; şimdi kol kola ve omuz omuza mücadele veriyorlar. Peki ne oldu da iki cephe bir araya geldi? Milliyetçiler mi solcu oldu, yoksa solcular mı milliyetçi? Galiba ikincisi doğru. Çünkü MHP gibi milliyetçiliği referans alan partilerde bir solculuk eğilimi görülmüyor. Ama “sol” tabir edilen partilerdeki milliyetçi kabarma kimsenin gözünden kaçmıyor. Peki neden böyle oldu? Niçin dünün zıt kutupları bir araya geliyor? Niçin sol partiler sınıf mücadelesinden milliyetçilik eksenine kayıyor? Galiba bu soruların cevabını Türkiye’nin kutuplaşmasında aramalıyız. Yazılarımı okuyanlar bilirler: 1993 yılından beri, Türkiye’nin üç kutuplu bir yapıya doğru gittiğini yazıp çizdim. Bana göre köklerini tarihten alan üç kutup şunlardı: Din eksenli hareket, etnik eksenli hareket ve bunlara tepki duyan Türk milliyetçiliği. Şimdi Türkiye’yi seçmen eğilimlerine göre renklere boyasanız, bu sonucu alırsınız. Tarihten gelen din eksenli hareket, Amerika’nın da himayesiyle iktidara geldi. Bu cümle, AKP’ye oy veren herkesin “dinci” olduğu tezini içermiyor. Ama geniş halk kitlelerini harekete geçiren manivela, AKP Genel Başkanı’nın da belirttiği gibi “din” oldu. Yine tarihten gelen Kürt eksenli hareket Güneydoğu ve bazı illerde mutlak egemenliğe sahip. Bu iki kutbun sahibi tartışılmıyor: AKP ve DEHAP. Ama Türk milliyetçiliği konusunda tartışma var: Çünkü buraya birçok kesim birden sahip çıkmaya çalışıyor: CHP, DSP, MHP, Genç Parti, İşçi Partisi, DYP Rauf Denktaş’ın dünkü gövde gösterisi bu kesimleri bir araya getirmesi bakımından belirleyici oldu. 11 yıldan beri kutuplaşma tehlikesine dikkat çekmeye çalıştım; bu tuzağa düşmememiz gerektiğini vurgulamak istedim ama ağaçlara bakmaktan ormanı görememe geleneğimiz yüzünden başarılı olamadım. 1998 yılında CHP Parti Meclisi’nde yaptığım konuşmada, “üç kutuplu Türkiye” tehlikesine dikkat çekiyor ve gelişmelerin CHP’yi ister istemez milliyetçilik kutbuna yönelteceğini belirtiyordum. Oysa bana göre CHP, bir kutupta yer almamalı, tam tersine bütün kutuplaşmaları aşacak özgürlükçü politikalar üreterek, Avrupa Birliği idealinin öncüsü olmalıydı. Öyle geniş bir şemsiye açmalıydı ki, Türkiye’nin bütün grupları ve kesimleri kendilerini bu özgürlük platformunda ifade edebilmeliydi. Ve Türkiye’nin tarihsel yönüne uygun olan Avrupa Birliği ideali, CHP tarafından temsil edilmeli ve bu parti “Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne taşıma” misyonunu üstlenmeliydi. Tabii tarihi konuşmalarla, yazılarla, konferanslarla değiştirmek zor, hatta olanaksız. Türkiye bugün üç kutba ayrılmış olmanın bütün sancılarını yaşıyor. İleride bu sancıların artacağından ve gerilimin tırmanacağından hiç şüpheniz olmasın. Saflar belirginleşiyor, kılıçlar bileniyor. Önümüzdeki yerel seçim bu gerilimi azaltmayacak, tam tersine artıracak. Çünkü, ulus olarak kutuplaşmaların dışında aklımızı başımıza toplayıp, çıkarlarımızı korumayı başaramıyor ve iç kavgayı bitiremiyoruz. Keşke haksız çıksam.