Mustafa Mutlu kardeşim, yeni kitabımın korsan baskılarını görmüş. Dedi ki “Ankara’da Gima’nın arkasındaki sokaklarda ve İstanbul’da Kadıköy’de peynir ekmek gibi satıyorlar kitabı.” Doğrusunu söyleyeyim, çok üzüldüm. Bu üzüntüm sadece telif hakkı kaybından kaynaklanmıyor. Ömrüm boyunca kurtulamadığım barbarların, bu kitaptan da yararlanmalarını kabul edemiyorum. Çünkü kitabın bir bölümü, benim yıllardır bu korsanlardan neler çektiğimi anlatmakta. Hatta içinde çeşit çeşit Livaneli fotoğrafı basılmış kasetlerin resimleri var. Bu resimlerin kiminde bıyık yarışmasına geren biri, kiminde bir üniversite öğrencisi, kiminde romantik bir delikanlı görülüyor; hiçbiri ben değilim ama hepsi Livaneli olarak sunulmuş. Bu korsan kasetlerden 60-70 adet bulmuştum. Korsanlar bu ülkede milyonlarca kasetimi sattı, benim özenle hazırladığım uzunçalar kapaklarını, şiirleri, Abidin Dino desenlerini hiçe sayarak, bu kötü hazırlanmış, kötü kaydedilmiş kasetlerle beni layık olmadığım bir biçimde sundular halka. Sıkıyönetim zamanları da, hakkımda hiçbir yasaklama olmadan “Bunlar yasak!” diyerek tezgâh altından satmayı, böylece benim üzerimde politik bir baskı oluşmasını sağladılar. Göz nuruyla, alın teriyle hazırladığım ve bedelini ödediğim bestelerimden, kitaplarımdan çok insan zengin oldu; villalar, yatlar aldılar. Otuz beş yıldır sürekli liste başı olan bir müzisyenin hakkını yemek ve onu geçim sıkıntısıyla baş başa bırakmak vicdanlarını hiç sızlatmadı. Şimdi, bu anıların anlatıldığı “Sevdalım Hayat” kitabını da korsanlayıp, bir kez daha emeğimi sömürüyorlar. İşte benim itirazım ve isyanım buna. Bu korsan kitaplar büyük kentlerdeki matbaalarda basılıyor, yine bu kentlerin en işlek caddelerinde satılıyor. Ne polis sesini çıkarıyor buna, ne belediye. Benim, bir besteci ve yazar olarak haklarımı koruması gereken devlet, bu görevini yıllar boyu yerine getirmedi, tam tersine; yazan, çizen, besteleyen adamları kovuşturmakla uğraştı. Böyle haksızlık olur mu? Bu hangi vicdana sığar? Kitabı basan matbaa vergi ödemiyor, satan da ödemiyor. Ne telif hakkı var ne vergi ne masraf. Hiçbir yükümlülük yok; sadece bas, sat ve cebe at! İşte benim ağırıma giden de bu.
Mustafa Mutlu dedi ki: “Yeni bir kitabın çıkacağı zaman söyle, aynı gün biz korsanını basıp piyasaya sürelim.” Şaka filan ama neredeyse bunu yapacak duruma geldik. Türkiye her alanda olduğu gibi bu konuda da suçluyu koruyup, hak sahibini mağdur ediyor. Bir suç cenneti burası. Ve inanın, bunca yıl sonra başımızdaki bu korsan belasının hiç bitmeyeceğine inandım artık. Devlet bu hırsızlara hiçbir şey yapmıyor. Bari siz almayın; korsan kaset, korsan kitap satın almayın. Tek çare bu!
