Perşembe günü Ankara'nın bahar güneşi bütün parlaklığıyla yüzlerce genci aydınlatıyordu: Güzel, akıllı ve uygar gençlerdi bunlar.
Bilkent Üniversitesi Öğrenci Konseyi'nin düzenlediği şenlikteydik. Ve bir konuşma yapıyordum.
Beni çok umutlandıran ve bu ülkede doğduğum için sevindiren karşılaşmalardan biriydi bu.
Ne zaman böyle gençlerle karşılaşsam bir değil, birkaç Türkiye olduğu gerçeğini bir kez daha derinden kavrıyorum.
Bu ülkede, aynı yaşama biçimini benimsemeyen değişik insan grupları yaşıyor: Ne damak zevkleri aynı, ne giyimleri, ne bakışları, ne hareketleri...
***
Bugünlerde Euro-Türk ve Maganda sınıflaması yapılıyor.
İşin temeline indiğiniz zaman görüyorsunuz ki Maganda, kaba ve zevksiz bir biçimde de olsa yerli alışkanlıklara sahip. Daha doğrusu yerli alışkanlıkların çarpıtılmış biçimine.
Euro-Türk ise, adı üstünde Avrupalı.
İlk bakışta bu tahımlama yeni gibi gelebilir..
Oysa yüzyıllardır sürüp giden alaturka-alafranga çelişkisinin yeni adıdır bu.
Bir dönemler saatin bile alaturka-alafranga olarak ikiye ayrıldığı bir ülkede, müzikten yemeğe, giyimden eğitime kadar hayatın her alanı ikili bir yapı içinde düşünülmüştür.
Alaturka-alafranga çelişkisinin en çarpıcı yansıması Karagöz ve Hacivat'tır.
Karagöz kaba ve cahil ve saf bir Anadoluludur: Yani magandadır.
Hacivat ise lügat paralayan bob-stil (ya da pop-stil) giyinen bir Euro-Türk'tür.
Hayal perdesi karşısında halkı güldüren komiklik, Maganda Karagöz ile Euro-Türk Hacivat arasındaki sonu gelmez kavgalardır.
Euro-Türk Hacivat her zaman, Maganda Karagöz'le alay eder ve onu aşağılar.
Sonunda sabrı taşan magandanın, Euro-Türk'ün ensesinde patlattığı bir tokat ise seyircilerin intikam duygularını gıcıklayan bir final oluşturur.
**
Artık ezeli Karagöz-Hacivat kavgasına biraz farklı bakmanın zamanı gelmedi mi?
Alaturka karşısında alafrangayı savunmanın hiç bir yeniliği olmadığını düşünüyorum.
Zaten Türk aydını ikiyüz yıldır hep aynı şeyi yaptı.
Bu yüzden halk aydına küstür.
Aydın, halkı kaba bulur ve kendine yeni bir batılı kimlik sağlamak isterken, halk da aydına güvenmez.
Maganda'nın karşıtına Euro-Türk denebileceği gibi, Arabesk'in karşıtına da Eurobesk denebilir.
Arabesk Kahire'yi taklit ederse, Eurobesk de Paris'i taklit eder.
Bir kişinin Paris'i taklit ediyor oluşu, ona, Kahire'yi taklit edenle alay etme hakkını vermez.
Eninde sonunda ikisi de taklittir.
Bence doğru ve zor olan şey Maganda ve Euro-Türk ya da Arabesk-Eurobesk çelişkilerini aşarak, yerli değerlerle batılı değerleri incelmiş bir yaşam üslubunda dengeleyebilmektir.
Euro-Türklüğün bir üst aşaması budur
