Profesör Karl Marks adını taşıyan saygıdeğer Alman bilimadamı o sabah da diğer günler gibi British Museum'a çalışmaya gidecekti.

Sabah kahvesini içtikten sonra, iyice ağarmış olan sakalını taradı, kolalı gömleğini giydi, siyah kravatını özenle bağladı ve her zaman tertemiz ve ütülü olan redíngot ceketini giydi.

Karısı, asil bir Alman ailesinin eğitimli kızları Jenny idi. Bu bakımlı ve iyi giyimli hanımefendiyi koluna takarak puslu Londra sabahında kitaplığa doğru yürümeye koyuldu.

O gün saygıdeğer Marks çiftinin hayatında değişik bir gün olacaktı.

Çünkü hergün yürümek alışkanlığında oldukları yolda karşılarına genç ve tuhaf birisi çıktı.

“Hey ahbap!” dedi. “Dur biraz!” Marks irkildi. Karısı Jenny'nin kolunu sıktığını hissetti.

“Bana mı söylüyorsun?” diye sordu. Karşısındaki genç; “Evet” dedi. “Sen Marks arkadaş değil misin?” Bay Karl başıyla onayladı.

Şaşkındı.

Karşısındaki genç bugüne kadar gördüğü insanlardan hiç birine benzemiyordu.

Esmerdi, kaşlarını öyle bir çatmıştı ki iki kaşı birleşmişti. Bakışları öfke ve kuşku doluydu. Bir omuzunu ötekinden aşağıda tutuyor ve durmadan siyah bıyıklarını okşuyordu. Arada bir de yola tükürdüğünü farketti.

Gencin kendisini kötü kötü süzdüğünü görünce; “Acaba, benden niye bu kadar nefret ediyor?” diye düşündü ve bunu sormaya karar verdi.

“Beni birisiyle mi karıştırıyorsunuz? Yoksa size bir kötülüğüm mü dokundu bayım?” dedi.

Genç adam caddeye öfkeli bir tükürük fırlattı ve;

“Ne ulan bu kıyafetler, havalar?” dedi. “Yanındaki karı da aynı burjuva karıları gibi gibi giyinmiş. Ne biçim Marks'sın ulan?”

Karı koca şaşkın durumda, birbirlerine baktılar. Hiçbir şey anlamamışlardı.

Genç adam devam ediyordu:

“Proletaryanın örgütlü liderliğinde, oligarşinin medya baskılarında dayattığı gibi var mı lan, kokular sürüp, fraklar giyip Londra caddelerinde yürümek. Ya şu karının hali? Aynen hakim sınıfların küçük burjuva tavırları.”

Bay Karl; karşısındaki gencin kötü kötü koktuğunu ve üç günlük traşlı haliyle, kendi temizliğine kızdığını anlıyordu sadece. Başka bir şey çıkaramıyordu.

“Sizce ne yapmalıyım?” diye sordu.

“Toplumun marjinal kesimlerinde yeralmalısın arkadaş” diye gürledi genç adam. “Marjinal ve uç imajlar oluşturmalısın. Bu ne böyle aile kurumunu yüceltmek..

“Ben hiçbir şey yapmıyorum” dedi zavallı Marks. “Sadece eşimle kolkola yürüyor ve çalışmaya gidiyorum. Ayrıca normal ve sağlıklı bir adamım. Eşcinsel olmadığım için özür dilerim, karım Jenny de lesbien ya da feminist çığlıklar atmadığı için özür diler. Uyuşturucuyla falan da aramız yok.Bu bakımdan sizin gözünüzde bir değer taşımadığımız anlaşılıyor. Köylü olmadığım için de özür dilerim.Bırakın ben işimle gücümle uğraşayım. Siz de kendi dünyanızla başbaşa kalın!”

Karl Marx bu sözleri söyledikten sonra, karısı Jenny'ye kibarca yolu işaret etti.

Ve yürüyüp gittiler.

Yollarına devam ettiler.