Dünyada örneği çok görülmüş bir şeydir bu. Bir dönem mağdur edilen siyasetçiler, başka bir dönemde bunu zafere dönüştürebilirler. DSK (IMF eski Başkanı Dominique Strauss-Kahn) için de işler böyle ilerleyecek galiba. Hele Fransız halkını, kendisine komplo kurulduğuna ikna edebilirse pulları feci halde dökülmüş olan Sarkozy’den boşalacak cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturabilir. Çünkü böyle durumlarda komplo ters teper ve düzenleyeni vurur. Yaşlı ve güç sahibi erkeklerin cinsel maceralara atılmaktaki hevesi malum ama DSK skandalında akla yatmayan ayrıntılar bu işin başından beri bir komplo olduğu şüphesini uyandırıyordu. Öyle ya! IMF Başkanı ve Fransa Cumhurbaşkanı adayı olan, hayatı didik didik araştırılan bir adamın, banyodan bornozla çıktıktan sonra odayı temizleyen görevli kadına saldırması pek izah edilebilecek bir durum değil. Kadının iddiasına göre odada geçirdikleri 1.5 saat ise bir tecavüz girişimi için akıl almaz bir süre. Bu ve buna benzer bir sürü ayrıntı bu davadaki mantıksızlığı ortaya koyuyordu ama bütün bunlar DSK’nın bileklerine kelepçe takılıp hapse atılmasını ve koltuğunu kaybetmesini, uluslararası kamuoyunda rezil olmasını engelleyemedi. Sonunda kefaletsiz olarak serbest bırakılması ise kuşkuları görevli kadın üzerine topladı. Eğer olaylar bu yönde gelişmeyi sürdürürse Türkiye’ye sempatiyle yaklaşan DSK’yı Fransa Cumhurbaşkanı olarak görmek sürpriz olmayacak. Fransız kamuoyu zaten kadın erkek ilişkilerinde Amreika’ya göre daha hoşgörülü. Liderlerin cinsel yaşamlarını, siyasi yetenekleriyle karıştırmıyor. Eskiden (bu kadar hoşgörülü olmasa bile) Amerika da böyleydi. John F. Kennedy’nin gönül ilişkilerinin bilinmesi onun kredisini azaltmamıştı. Ama şimdi Fransa hariç bütün dünyayı bir çılgınlık kapladı. Siyasetçilerin özel hayatları didikleniyor, gizlice çekilmiş fotoğrafları, filmleri yayınlanıyor ve internete yerleştirilen bir tek kare birçok parlak siyasetçinin geleceğini karartıyor. Oysa adamın ya da kadının özel ilişkilerinden bize ne? İmam ya da papaz mı arıyoruz, yönetici mi? Clinton’un Monica Lewinsky’le yaşadığı anlar, adamı neredeyse yargılamaya götürdü, evililik dışı hiçbir ilişkisi bilinmeyen George W. Bush, Irak’a saldırarak yüz binlerce masum insanı öldürdü. Hangisi daha büyük bir suç? Clinton’un yarım kalan girişimi sonuçlansa, olsa olsa bir çocuk dünyaya gelirdi. Bu işin tek sonucu bu olurdu.Yine de büyük kitleler bu eylemi, sivil kitleleri öldürmekten daha büyük bir suç olarak görüyor. Sigmund Freud, “İnsanlığın ilk tabusu, cinsel tabudur” derken haksız değildi ama baksanıza “son tabusu” da bu.