Cumhurbaşkanlığı seçimi yaklaştıkça Türkiye’nin sancıları artıyor. Neler olup bittiğini izleyenler için bu bir sürpriz değil. İnanın ki bu sıkıntılar daha da artacak. Çünkü demokrasi oyunu içinde, herkes birbirine aba altından sopa göstermeye başladı. Laik rejimi değiştirmek isteyenlerle, buna izin vermemek kararlılığında olan çevreler arasındaki gerilim hattı iyice su yüzüne çıkıyor. Bu işin kopma noktası bir yıl sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimleridir.

Diyelim ki Türkiye’de bir erken seçim olmadı. Diyelim ki gelecek sene bu meclis AKP’li bir Cumhurbaşkanı seçti. Ne olacak? Ne olacağını size söyleyeyim: Türkiye’deki bütün yetki ve güç AKP’nin eline geçmiş olacak ve eğer isterlerse rejimi değiştirmeleri için büyük bir fırsat yakalayacaklar. Bunun nasıl olacağını merak mı ediyorsunuz? O zaman manzarayı gözünüzün önüne getirin: Cumhurbaşkanı AKP’li. Başbakan AKP’li. Meclis Başkanı AKP’li. TBMM’nin üçte ikisi AKP’li. Emir altına alınmış bir Meclis ve sindirilmiş yargı kurumu. Böyle bir durumda ne olur?AKP mayısla kasım arasında istediği her türlü yasayı Meclis’ten bir emirle geçirir ve Cumhurbaşkanı’na onaylatarak uygulama alanına sokar. Cumhurbaşkanlığı’nın yetkilerinden YÖK’e, 2B’den türbana, Kuran kurslarından imam hatiplere kadar istediği her yasayı çıkarır. Kimse de engel olamaz. Nasıl olsa elinde Anayasa’yı değiştirme olanağı var. Bu dönem içinde istediği tayinleri yapar, devletteki kadrolaşmasını tamamlar ve bu tayinler köşkte bir gün içinde onaylanır. Cumhurbaşkanlığı seçiminden, genel seçime kadar geçecek olan süre Türkiye’nin rejimini bile değiştirecek bir mayınlı dönemdir. Meclis’i tatile sokmaz ve bu altı ayı tarihsel dönüşüm amacıyla kullanabilirler.

Şimdi ortaya çıkan sorular şunlar: 1- Bu durum kabul edilebilir mi? 2- Bu durum hakkaniyete uygun mu? Ben bu soruların ikisine de olumsuz cevap veriyorum. Demokrasi oyunu, Cumhuriyet’in temel nitelikleriyle oynama hakkı vermemeli. İkinci konu ise bu durumun büyük bir haksızlık sonucu ortaya çıkması. Bir kriz sonrasında yüzde 34 oyla gel, yanlış bir seçim yasası sonucunda Meclis’in üçte ikisini ele geçir, ana muhalefet lideriyle anlaşarak başbakan ol ve seçmenin yarısını temsil eden, görev süresi sona eren bir Meclis’ten Cumhurbaşkanı seçilerek rejimi değiştirme oyunu oyna. Kusura bakmayın ama bu oyunu dünyanın hiçbir yerinde, hiç kimseye oynatmazlar.

Korkum böyle bir oyunun geri tepmesi sonucu başka bir aşırılığa sürüklenmemiz ihtimali. Ben askeri rejimlerden çok çekmiş bir insan olarak bu ülkede bir daha böyle olağanüstü dönemler yaşanmasını istemiyorum. Sloganım şu: Ne takke, ne postal! Ama yayı bir tarafa doğru fazla gererseniz fizik kuralları uyarınca geri dönüşü de o kadar şiddetli olur. Bu gerilimi diğer önemli parametrelerle, yani Kürt meselesinden Irak’a, ABD’den İran’a, Bakü-Ceyhan’dan cari açığa kadar birçok ögeyle birlikte düşündüğünüz zaman işin ağırlığı daha iyi anlaşılır. Mayıs-kasım 2007 arasındaki mayınlı dönem beklentisi Türkiye’de istikrarı tehdit eder hale gelmiştir.