Birkaç gündür iktidarla muhalefet birbirine sıcak patates atmakla meşgul. Közden çıkarılan PKK patatesleri o kadar yakıcı ki eline değen hemen karşısındakine fırlatma derdinde. İkitadar, muhalefeti “Bir zamanlar DEP’lileri meclise sokmuş olmakla” suçluyor. Muhalefet bunu duyar duymaz küplere biniyor ve “Biz değildik, bu haltı başka parti yedi” diye tuhaf bir savunmaya sığınıyor .Redd-i mirasla SHP gölgesinden kurtulacağını sanıyor. İddia da savunma da doğru değil. Çünkü DEP’lilerin büyük bir parti çatısı altında Meclis’e girmeleri Türkiye’nin eline geçen büyük bir şanstı. Doğru bir fikirdi. Erdal inönü’nün aldığı riskler sayesinde, siyasetin genel çizgileri içine çekilen Kürt hareketi, silah fikrinden yavaş yavaş uzaklaşabilir, kendisini sistemin bir parçası olarak hissedebilirdi. Ama olmadı! Çünkü Meclis’e girme şansına kavuşan Kürt kökenli milletvekilleri bu tarihi fırsatı iyi değerlendiremedi. Bu büyük projeyi kısa vadeli bir bayrak ve dil gösterisine kurban ettiler. Yani iktidarın muhalefete yönelttiği “Siz PKK liderleriyle kol kola yürüdünüz!” iddiası yanlış .O dönemin SHP’si bu hareketi iyi niyetle ve Türkiye’yi bugün vardığı krizlerden korumak için yapmıştı. Gelelim muhalefete: Muhalefet lideri bu iddia karşısında küplere biniyor ve kendisinin bu işle hiçbir ilgisi olmadığını anlatmaya çalışıyor. Hiç çalışmasın.Deniz Baykal SHP Genel Sekreteri olarak bu olayların tam göbeğindeydi. Bugün yapması gereken, tarihi inkâr ederek suçlamadan kurtulmaya çalışmak değil, tam tersine, sorumluluğu kabul etmek ama bu hareketin iyi niyetli nedenlerini açıklamak olmalı. Evet; bu bir denemeydi.Eğer bazı sorumsuzluklarla zıvanadan çıkarılmış olmasaydı, bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı bölünme tehlikesi ortadan kalkardı. Bakın 15 sene önce yapılan cesur girişim, bugün telaffuz bile edilemiyor. Ben Tayyip Erdoğan’ın yerinde olsam CHP’yi 15 yıl önceki hareketinden dolayı değil, “15 yıl önce yaptığınızın bile çok gerisine düştünüz” diye eleştirirdim. Ülkemizin sorunlarına çözüm arıyorsak durum bu. Ama bir an önce silahlanıp birbirimizi kan deryasında boğalım diye düşünülüyorsa, bugünkü siyasetin üslubu doğrudur.Son bir not: Erdal İnönü’nün bu girişimi, o kanlı dönemde rakipleri olan Özal, Demirci Türdeşe ve Arakan tarafından eleştirilmemiş, sessiz bir saygıyla karşılanmıştı. Aradan 15 yıl geçtikten sonra bu konuyu bir kayıkçı kavgasına çevirmek iktidar açısından da muhalefet açısından da en hafif deyimiyle bir irtifa kaybıdır. Korkarım yere çarpmaları yakındır.Bu vesileyle Sayın Erdal inönü’ye acil şifalar diliyorum.