Necmettin Erbakan'ı H.G.Wells'in zaman makinesine koyup da geri gönderebilsek ve Refah-Yol dönemini tekrar yaşayabilme olanağı sağlasak acaba ne yapardı?
Aynı biçimde mi davranırdı yoksa bambaşka bir yol mu seçerdi kendisine?
Bunu bilemeyiz.
Ama ben onun yerinde olsam, özellikle AIHM kararından sonra külâhı önüme koyup düşünürdüm.
Bu kadar büyük fırsatları ele geçirip de çocuksu bazı hareketler ve olmadık hayaller yüzünden bunu kaçırmanın hesabını sorardım kendi kendime.

★★★

Türkiye, Necmettin Erbakan'a iktidar olanağı tanıdı.
Bülent Ecevit'le kurduğu ilk koalisyondan sonra, 1990'lar Türkiye'sinde başbakan olmasına kimse karışmadı.
Bu şansı iyi değerlendirebilse, Türkiye'ye büyük katkılarda bulunabilir ve radikal akımların önünü kesebilirdi.
Aslında yapacağı şey basitti.

★★★

Bütün büyük kültürlerde ahlâk din kökenlidir.
En gelişmiş ülkelerden söz ederken bile İngiliz ahlâkı, Alman ahlâkı, İspanyol ahlâkı demiyoruz.
Protestan ahlâkından, Katolik, Ortodoks ahlâkından söz ediyoruz.
Türkiye de Refah Partisi ile birlikte ahlâk anlayışını İslam ahlâkı üzerinde yeniden yapılandırabilirdi.
Çağdaşlığı, demokrasiyi, insan haklarını, kadın-erkek eşitliğini ve Batı uygarlığını reddetmeyen bir İslam ahlâkı ile Türkiye, dünyadaki tek ve eşsiz bir rejimin sahibi olarak kutup yıldızı gibi parlardı.
Bu ülke Necmettin Erbakan'a "Müslüman, demokrat ve Avrupalı bir Türkiye'yi kurma" fırsatını tanıdı.

★★★

Ve ne yazık ki o bu fırsatı heba etti.
"Kanlı mı kansız mı?" gibi gereksiz sözler, Şevki Yılmaz gibi kendini bilmezlerin ağızlarından köpükler saça saça Atatürk'e hakaretler yağdırması ve milleti kanla tehdit etmesi, havaalanlarında ehrama girme şovları, aydınlık Türkiye isteyenlere "Mum söndü yapıyorlar!" deme zevzekliği, Başbakanlık konutunu Taliban kongresine çevirme girişimleri bu maceranın hüsranla sonuçlanmasına neden oldu.
Erbakan hem kendisine, hem de Türkiye'ye kötülük etti.
Şimdi emeklilik yıllarını "Kendim ettim, kendim buldum" türküsünü dinleyerek geçirmekten başka bir çaresi yok.