Bazen dehşetle, insanların dedikodu düzeyinden başka bir şeyle ilgilene-mediklerini farkediyorum.
Türkiye'den konuşuluyor, siyasetten söz ediliyor ama konu "Mesut Yılmaz ne yapa-bilir? Tayyip Erdoğan'ın oy yüzdesi nedir?" çerçevesinin dışına taşamıyor.
Eğer isimlere takılmadan ülkeyle ilgili bir düşünce ve analiz girişiminde bulunursanız, insanların çoğu bir iki dakika dinler gibi görüyor sonra hemen sıkılıp konuyu yine isimlere ve kimin kiminle yemek yerken ne-ler söylediğine kaydırıyor.
Geçmişi ve geleceği kavrayan düşünce alışkanlığı yok bizde.
Bol bol gündelik dedikodu var.

Son günlerde yine süreç üzerinde değil, sonuçlar üzerinde duruluyor ve ANAP ile DYP'nin tabanını Yenilikçiler hareketine kaptıracağından, merkezin boşalacağından vs. dem vuruluyor.
Tunceli'deki olaylar gündemdeki yerini alıyor.
AIHM'deki Refah Partisi kararı ve Saa-det Partisi olguları konuşuluyor.
Ama kopuk kopuk!
Sanki hepsi de bir takım rastlantılar so-nucu oluşmuş gibi.

Oysa bu köşenin okurlarının çok iyi bil-diği gibi bir yedi yıldır diyoruz ki:

"Türkiye üç kutuplu bir çatış-ma ortamına kayıyor. Siyasal İs-lam, Kürt hareketi ve devletle bütünleşen Türk milliyetçiliği."

Bu analizi yaptığımız zaman ikti-darda SHP ve DYP vardı. Türkiye'de sağ-sol kutuplaşması olduğu sanılıyor-du ve MHP iktidara çok uzaktı.

Biz ise tarihsel kökleri olan dini ve etnik hareketlerin, Türk milliyetçiliği ile çatışma içine girdiğini yazıyorduk.

Ve zaman ne yazık ki bizi haklı çı-kardı: Türkiye'de merkez boşalıyor dediğiniz olgu işte buradan kaynak-lanmaktadır. Tayyip Erdoğan'ın yük-selişi de buna bağlıdır.

Kimse merkez partilerine şans tanımaz-ken, önümüzdeki dönemin güçlü partileri olarak siyasal İslam'ın şu ya da bu kolu ve MHP öne çıkıyor. İster HADEP adı altında olsun, ister baska bir adla anılsın; Kürt kim-liği de politik temsil hakkını arıyor ve bu partiler bölgelerinde yüzde 90'a varan oy-larla ortalığı silip süpürüyor.

Demek ki MHP'nin, Siyasal İslam'ın ve Kürt kimliğinin oluşturduğu üç kutba doğru çekiliyor insanlar.

Ortadaki ılımlı kişiler bile çok mecbur kalırlarsa, bu üç kutuptan birine katılacak ya da oy verecekler.

Haritaya baktığınız zaman Türkiye'nin üçe bölündüğünü görebiliyorsunuz. Parti-lerin renklerine boyayın Türkiye'yi de ba-kın. İstanbul'daki mahalleler bile bölün-müş durumda.

İşte bir ulusu ulus olmaktan ve toplu bir amaca yönelmekten alıkoyan gelişme budur.

Mesele ne Erdoğan'dır, ne Bahçeli, ne Yılmaz, ne Ecevit!

Büyük sorun, Türkiye'de kutuplaşma-nın hız kazandığıdır.

Lütfen kişi dedikodularını bırakıp da bu korkunç gelişme üzerinde durun biraz.

Türkiye toplumu tarihsel faktörlerle bölünüyor.