...Millet Meclisi bambaşka bir alemdi. Orada, entarisinin üstüne ceketini çekmiş, başına fes giymiş bir kısım mutaassıp insanlardan tutun da Kürt, Çerkes milli kıyafetlerine bürünmüş insanlar, başları kalpaklı milliciler, doktor, eczacı, kumandan, ulema, hakim, derviş, şeyh, avukat, telgraf memuru ilh.. her çeşitten, her meslekten paşa, bey, efendi, ağa, hacı, hoca, bir cemiyetin her çeşidini orada bulabilirdiniz.
Bir kaç gündür Kılıç Ali'nin hatıralarını okuyorum. 1955'te yayınlanmış bir kitap.

Kılıç Ali Birinci Büyük Millet Meclisi'ni yukardaki sözlerle anlatıyor.

Ve devam ediyor:
"Ne yazık ki, memleketi düşmandan kurtarmak maksadiyle toplanmış olan bu mecliste, çok geçmedi, bir takım emellerin tezahürü olan bazı faaliyetler ve hareketler yüz gösterdi. Bazı mebuslar ve münevverler, teferüt ve tahakküm etmek, sivrilmek arzusiyle ve çeşit çeşit edalarla her işe muhalefet etmeye, her fırsattan istifade ederek kürsüye fırlamağa, kendilerini göstermeğe, kolay şöhret hevesiyle ağızlarına geleni söylemeye başladılar."

Bizler Birinci Meclisi, düşmanla çevrili bir durumda, kurtuluş savaşı veren ve ölüm-kalım mücadelesine girmiş bir topluluk sanırız değil mi?

Kılıç Ali'yi okuduğunuz zaman görüyorsunuz ki, o meclis de bugünkünden farklı değil. Cepheden gelen haberler ve ülkenin bir varlık-yokluk kavgasına girmiş olması hiç bir şey farkettirmiyor.

"Bir gün meclise henüz gelmiştim. Koridora girerken, heyeti umumiye salonundan bir takım çığlıklarla, sıra kapaklarının vurulduğunu ve büyük bir gürültünün koptuğunu duydum. Acele salona girdim... Meclisteki mutaassıp hocalar Bursa mebusu operatör Emin beye hücüm etmişler, mudarebe halindeydiler. Emin bey, tek başına, adeta boğaz boğaza, cesurane bir şekilde kendini müdafaa ediyordu... Meğer bu hadiseye sebep Emin beyin, evlenecek kadınların sıhhi muayeneye tabi olmaları hakkında verdiği bir teklif-i kanuni imiş! Hocalar, kadınlar nasıl olur da muayene edilir diye feveran etmişler.'

Her meclisin bir geleneği vardır. Toplumdaki genel alışkanlıkların yansıdığı bu gelenek yüzyıllar içinde biçim değiştirir ve uygarlaşır.

İngiltere'de karşılıklı oturan milletvekillerinin arasındaki mesafe bir mızrak boyundan daha uzundur. Meclisin oturma düzeni, temsilcilerin birbirini kolayca öldürememesi esasına dayandırılmıştır.

Ama aradan geçen yıllar içinde İngiltere bunu aşmış ve medeni bir meclise kavuşmuş.

Biz ise, milletvekillerini kurşun menzili dışında oturtamadığımız için mecliste, kavgalar, toplu dayaklar ve hatta cinayetler yaşıyoruz.

Kılıç Ali devam ediyor:
"Birinci Büyük Millet Meclisinde dayaklı hadiseler, zaman zaman tabanca çekmeler eksik değildi... Zekai bey kürsüden Avrupadaki temaslarını izah ediyordu. Bunu ayakta dinleyen Şükrü bey bir noktada kendini tutamadı, "Hryanet ettiniz!" diye bağırdı. Kürsüde soğukkanlılığını muhafaza eden Zekai bey orada cevap vermedi, sözünü bitirdi, kürsüden indi, çok mağrur olan Hacı Şükrü beyin yanına gitti. "Biz memlekete hiyanet edecek adam değiliz!" dedi ve Hacı Şükrü'ye bir tokat attı."