Geçen gün İsviçreli bir gazeteciyle konuşmamı aktarmış ve politik fıkralar bitti galiba demiştim. Ama şimdi anlıyorum ki bitmemiş. Bir kere Cihan Demirci dostumuz “RTE Garantili Fıkralar” adlı bir kitap yayınlamış. Bazı okurlardan da yağmur gibi yeni dönem fıkraları yağdı. Dolayısıyla ben yanılmışım. İyi ki de öyle. Çünkü bu durum, Pierre Heumann’ın politik fıkralar bittiyse işler ciddileşmiştir tezindeki aşamaya gelmediğimizi gösteriyor. İlgi gösteren dostlara ve güzel kitabı için Cihan Demirci’ye teşekkür ederim. Hangisi iyi? Ama ortada daha ciddi bir durum var: Stadyumda yaşanan rezaleti gördünüz. Sanki savaş alanı. Futbol takımlarının taraftarları neredeyse düşman kuvvetleri haline gelmiş. Birbirlerini bir kaşık suda boğacaklar. Takım başkanları birbirinin stadyumuna gidemiyor. Hem de bütün bu görüntüler, dünyanın gözü önünde cereyan etmekte. Biz barbar olmadığımızı anlatmak için gırtlak paralıyoruz ama bu görüntüler karşısında sözün hiçbir değeri kalmıyor. 2010 Avrupa Kültür Başkenti’ndeki duruma bakın.

Ama dünyaya sadece bu görüntüler yansımıyor: Cumhuriyet mitinglerindeki güzel, uygar, sevecen topluluk da dünyanın gündeminde. Bakın; Ankara, İstanbul, Çanakkale, Manisa, İzmir ve Samsun’da milyonlarca insan toplandı. Hiç stadyumlardaki gibi bir görüntü oluştu mu? Bırakın kavgayı, taşı, sopayı, yangını, her kalabalığa giren yankesiciler bile yanaşamadı. Ne bir barbarlık ne taşkınlık ne vandalizm! O da Türkiye bu da Türkiye. Şimdi soru şu: Siz, yani Türkiye’yi yönetenler ve kamuoyunu yönlendirenler hangi Türkiye’yi tercih ediyorsunuz? Birbirine şişlerle saldıranları, koltukları ateşe verenleri mi yoksa mitinglerdeki uygar halkı mı? Konserlerde kendilerini jiletle doğrayanları mı, aydınlık yüzlerle barış şarkıları söyleyenleri mi? Bugüne kadar ne yazık ki barbarlık, kabalık, cehalet, saldırganlık çok destek gördü, çok şımartıldı. Televizyon ekranları bunlarla dolduruldu. Gençlere örnek gösterildi. Acaba şimdi akıllar biraz başlara geldi mi, merak ediyorum.