Artık iyice anlamış durumdayım ki; bu ülkede aklı başında uyarılar hiçbir işe yaramıyor. Akacak kan varsa akıyor, çıkacak kriz varsa çıkıyor. İnsanlar ancak ondan sonra akıllarını başlarına alıp düşünmeye başlıyorlar. Bu ülkede laikliğin kökleştiği ve cumhuriyet devrimleriyle yetişmiş milyonlarca kişinin varlığı mitinglerden önce bilinmiyor muydu? Bu insanların yaşam biçimlerini savunmak istedikleri, kendilerini baskı altına alacak şeriat özlemlerinden korktuğu belli değil miydi? Belliydi ama bazı siyasetçiler bunu görmemeyi, göz ardı etmeyi yeğlediler. Ağızlarından düşürmedikleri “Millet” kavramını, toplumun bir kesiminin İslâm kılıfına bürünmüş baskı istekleri ile sınırlamayı ve diğer kesimleri yok saymayı, küçümsemeyi sürdürdüler. Türkiye’de müminler büyük zulüm görüyorlardı. Yıllarca katliama uğramış, horlanmış yok edilmiş ve gerçekten zulüm görmüş olan Aleviler ise bu arkadaşların görüş alanına girmiyordu. Çünkü onlar Atatürk’ü seviyor ve onun resimlerini Cem Evleri’nde Hz. Ali posterinin yanına asıyorlardı. Hele laik modernleşme hamlesinin yetiştirdiği kuşaklar katiyen kapsama alanları içinde değildi. Bunları “bir avuç züppe” olarak görüyorlardı. “Bu ülkede cuma namazına giden yüz binlerce Atatürkçü vardır!” dediğimizde bizi küçümsemeyi yeğliyorlardı. Yabancı çevreler de bu görüşleri benimsedikleri için her görüşmede, bu aptal fikirleriyle bizleri çıldırtıyorlardı. “Peki kardeşim” diyorduk onlara, “Cumhuriyet devrimleriyle yetişmiş olan milyonlarca insanı denize mi dökeceksiniz? Burası onların da ülkesi değil mi?” Çoğu, bu “gerici” fikirlere dudak büküyordu. Çünkü onlar için Atatürk bir gericiydi, laikliği savunmak ise militarizmdi. Şimdi şaşkınlık içindeler. Bu kadar insan nereden çıktı diye yayın yapıyorlar. Ben de onların şaşkınlıklarına şaşıyorum ve diyorum ki: “Ey batılı gazeteciler, eğer Türkiye’yle ilgili istihbaratınızı AKP hükümetine yamanmış birkaç kişiyle sınırlamamış olsaydınız, bu gerçek apaçık gözlerinizin önündeydi. Ama siz görmek istemediniz.” Halk mitinglerinin en büyük yararı; dosta düşmana, devrimlerin kökleştiğini, kendi geleneğini oluşturduğunu, kendi kuşaklarını yetiştirdiğini göstermek oldu. Artık hiç kimse bu kitleyi yok sayamaz.