Hastalığından da haberim yoktu doğrusu. Son zamanlarda biraz çökmüş ve yaşlanmış olduğunu görüyordum ama hasta olduğu aklıma gelmiyordu. Hatta onu görünce “Demek ki biz de böyle görünüyoruz artık” diye düşünüyordum. Kaldı ki ben Melih’ten beş yaş büyüktüm. Son olarak bir albümüne yazı yazmamı istemişti; severek yerine getirmiştim. Bugünse onu ezgilerini anarak uğurluyoruz.
70’li yılların bir bölümünü Stockholm’ün buzul soğuğunda geçirdikten sonra İstanbul’a dönmenin çılgın keyfini sürdüğüm günlerdeydi. Gördüğüm her insana, her binaya, her sokağa, hatta sokaktan geçen her kediye, ağaçlarda öten kuşlara, göğüslerine bastırdıkları fırancalaları hem yiyen hem götüren kapıcı çocuklarına, balıkçı motorlarına, martılara, şehir hatları vapurlarına hasretle baktığım ve onları bir mucize gibi seyrettiğim hasret giderme döneminin ortasındaydım. Memleketin çamuru bile gözüme mücevher gibi görünüyordu. İşte o günlerime damga vuran şarkı “İşte Öyle Bir Şey” olmuştu. Bu iç yakıcı şarkıyı Erol Evgin’in sesinden defalarca dinliyordum. Benim için Türkiye bu şarkıydı. Her şey ezginin içine gömülmüştü. Daha sonra Melih’in başka bestelerini de dinledim. Hepsini çok sevdim. Melih Kibar – Çiğdem Talu – Erol Evgin işbirliğinin tınıları, bir daha silinmemecesine Türkiye’nin belleğine yerleşti. Şarkıların insanlardan daha uzun ömürlü olması ne garip değil mi? Kimbilir daha kimler söyleyecek bu şarkıları; nasıl değişik düzenlemelerle sunacaklar. Ve şarkıların her çalmışında Melih Kibar adı bir kez daha saygıyla, sevgiyle anılacak. Nur içinde yat sevgili dostum.
