ABD eski başkanlarından Lyndon Johnson için “İki şeyi aynı anda yapamıyor” denirdi. “Mesela merdiven inerken sakız çiğneyemiyor.” Biz de Johnson gibi miyiz bilmem ki! Aynı anda iki büyük meseleyi birden tartışamıyoruz. Birkaç hafta önce gündemimiz Kıbrıs’la yüklüydü. Varsa Kıbrıs, yoksa Kıbrıs! Derken Kıbrıs gündemden düşer gibi oldu; çünkü biz Avrupa Birliği sorununa kilitlendik. Aslında Kıbrıs ve Kopenhag birbiriyle ilişkiliydi. Bu yüzden birkaç gün, iki sorunu birlikte düşünmeye çalıştık ama heyecanımız çabuk söndü. Ne Kıbrıs’ı konuşur olduk, ne Kopenhag’ı. Şimdi sağımız Irak, solumuz Irak! Birkaç ay önce gündemimiz iç siyasetti. Şimdi bu da gündemden düşmüş gibi görünüyor. Deprem sonrasını hatırlıyor musunuz! Uzun bir süre sadece depremi konuşmuştuk. Ekranlarımız tektonik hocalarından, jeologlardan geçilmez olmuştu. Sabahlara kadar tartışmaları izliyorduk. Sonra deprem konusu birdenbire gündemimizden uçup gitti. Ekonomik kriz, deprem hocalarının yerine ekonomistleri yerleştirdi. Bu kez sabahlara kadar ekonomi tartışmalarını izledik. Sonra o da diğer konularla aynı akıbete uğradı ve gündemimizden silinip gitti. Niye böyle yaptığımızı düşündüm ve anahtar sözcüğün “heyecan” olduğu sonucuna vardım. Biz, soğukkanlı bir ülke değiliz. Her konuyu büyük bir heyecanla, kalp çarpıntısıyla, kavgayla, gürültüyle ele alıyoruz ve heyecanımız sönünce de unutulmaya terk ediyoruz. Soğukkanlı bir izleme yapımıza uymuyor. Sabırsızız! Çok şükür; merdivenden inerken sakız çiğneyebiliyoruz ama ülkenin haklarının çiğnendiği konuları pek fazla aklımızda tutamıyoruz.
