Bir şehirde metro olur da müzisyen olmaz mı?Olur elbette.Batı kentlerinde müzisyenler, metro yolculuğunun tuzu biberidir, olmazsa olmazıdır.Paris metrosunun bir uçtan öteki uca esen dondurucu rüzgârına ve metro gürültülerine rağmen, bir takım insanlar inatla müzik yapmayı sürdürürler.Köşedeki yaşlı adam akordeon çalar durur. Öteki köşede omuzlarına panço atmış, başlarına sombrero takmış Güney Amerikalılar And Dağları flütlerini üfler, kaplumbağa kabuğundan yapılmış minik gitarlarını tıngırdatırlar.Moskova Konservatuvarı mezunu sarışın bir kız, metro vagonları arasında gezinip keman tellerinde dolaşan narin parmaklarıyla romantik bir Çaykovski çalar.İnsanlar gülümseyerek dinler bunları, çoğu zaman yerdeki ters çevrilmiş şapkaya ya da dolaştırılan kutuya da biraz bozuk para atarlar.

İstanbul’da metro olur da müzisyen eksik kalır mı?Kalmaz elbette.Bizde de yetenekli genç müzisyenler, işten yorgun argın dönenlere hoşça vakit geçirtmek için metrolarda çalar oldu.Ne güzel değil mi?Güzel!Ama acele etmeyin, bir de şu anlatacaklarımı dinleyin.Geçen gün metroda bir müzisyen flüt çalıyor, sallana sallana gidenler de dinliyor.Her şey yolunda.Derken son zamanlarda çok sık rastladığımız hormonlu, aşırı şişmiş, bacağına yandan çizgili Adidas pantalon, ayağına Tiger geçirmiş genç irisi bir oğlan bağırmaya başlıyor:“Ne bu lan, klakson gibi!” Genç bir kadın oğlana;“O klakson değil, yan flüt!” diyor ve ekliyor: “Eğer bu ülkenin gençleri flütle klaksonu ayıramıyorsa vay halimize!” Bunun üstüne oğlan çıldırıyor.“Sen kim oluyorsun da bana bunları söylüyorsun lan! Klakson derim demem, sana ne!” falan filan.Sonra metrodakiler araya giriyor, tartışmanın daha da büyümesini önlüyorlar.Oğlan bir sonraki istasyonda iniyor ama genç kadına a’lı s’li ağıza alınmayacak küfürler ederek.Tabii ne müzisyende keyif kalıyor, ne dinleyenlerde.

İşte durum bu.Parayı bastırıp Batılı şirketlere metroyu yaptırırsın.Paul Hindemith’in kurduğu müzik eğitim sisteminin yetiştirdiği flüt sanatçıların da olur.Ama Türkiye’nin en büyük şehrinde metroya binen bir öğrencinin müzisyene ve yolculara hakaret etmesini nasıl önleyeceksin?O zavallı çocuğa evrensel değerleri, sanata saygı göstermeyi, kibarlığı, toplum içinde doğru davranmayı nasıl öğreteceksin?Bu iş parayla pulla, hatta pahalı okulda okumakla olmaz.Çünkü bu bir kültür sorunudur.Gövdesi anormal bir biçimde büyürken beyni mercimek kadar kalan; o mercimeği de kaba komedilerle, iğrenç bir müzikle, internet küfürleriyle, lumpenlikle, argoyla, uyuşturucuyla işlemez hale getiren bir kuşağın dramıdır bu.Ve bu dram Türkiye’nin geleceğini tehdit etmekte.