Cumhuriyetin kuruluşunda “Bu milletin efendisi köylüdür!” denilmişti.Kimdi diyen?Bir imparatorluk generali; padişah yaverliği ve ataşemiliterlik görevlerinde bulunmuş, ordular yönetmiş, ulusal kurtuluş mücadelesi önderine önderlik yapmış, Fransızcadan kitaplar tercüme etmiş, zarafeti ve zekâsıyla bütün dünyada saygı uyandırmış, düşünür, entelektüel bir devlet kurucusu.Cumhuriyet’in bu yılında ise aynı üreticiye “Lan ananı al da git!” deniyor!Diyen kim?Başbakan.Öfkeli olması için hiçbir sebep bulunmayan, talihin hep yüzüne güldüğü ve içine girdiği siyasi hareketin yükselmesi nedeniyle hayal bile edemeyeceği makamlara yükselmiş bir kişi.Cumhuriyet kurucuları, aynı zamanda bir vatan kaybetmiş olmanın azabını yaşayan insanlardı.İmparatorluk toprakları birer birer elden çıkarken ciğerleri sökülür gibi acı duyan bu insanlar cepheden cepheye koşmuş, ölmüş, yaralanmış, hastalanmış, kan ve ateş çemberinden geçmişlerdi.Buna rağmen tahammüllü, efendi ve saygılıydılar.Bugünküler ise, hiçbir emek ve çaba sarf etmeden, evrensel insanlık değerlerini elde etmek için bir külfete girmeden yükselmiş olan kadrolar.Daha doğrusu onlar bir yere yükselmediler de; giderek irtifa kaybeden Türkiye onların seviyelerine indiği için bu makamlara geldiler.Bir kısım aydınımız ise Cumhuriyet kurucularını “elit” olarak suçlamak, halka küfür edenleri ise “millet” diyerek yüceltmek peşinde.
Şimdi önemli soru şu:Türkiye Cumhuriyeti nereden başladı ve nereye geldi?Daha da önemlisi, nereye gidecek?Türkiye’nin bir lümpenler ülkesi haline geldiğini, geleneksel değerleri terk eden ama çağdaş evrensel değerleri benimsemeyi de beceremeyen “değersiz” kitlelerin egemenliğine girdiğini hepimiz biliyoruz.Boşlukta sallanan bu kitle siyaseti, basını, eğlenceyi, toplumsal yaşamı etkisi altına almış bulunuyor.Bu yüzden Türkiye dünyayı tersine çevirmeye çalışarak; cehaleti bilgiye, kabadayılığı efendiliğe, taşralılığı evrenselliğe, lümpen değersizliğini gönül ve beyin soyluluğuna tercih eden bir ülke haline geldi.Yani nevrozlu bir ülke.Normal bir demokraside vatandaşa küfür ederken kameralara yakalanan bir başbakan hemen istifa ederdi.Ama Türkiye artık normal bir demokrasi değil.Kendi nevrozlarıyla yaşayan bir ülke.Yazdığımın doğru olduğundan adım gibi eminim ama merak ettiğim şu: Acaba geri dönülecek noktayı aştık mı, yoksa hâlâ düzelebilme umudu kaldı mı?Buna karar veremiyorum.
Bir anekdot: Bir Hintli, resmigeçit sırasında Hindistan’daki İngiliz Valisi’nin yüzüne tükürür. Vali bir an tereddüt eder. O anda adamı kurşuna dizdirme ya da hapsettirme yetkisine sahiptir. Ama bunları yapmaz ve şöyle der: “Bakın beyefendi. Ben size nasıl cevap verileceğini bilirim ama ülkemin yüksek çıkarları bunu yapmama mani oluyor.” Sonra yürüyüp gider.Bunu yapanın bir işgal subayı olduğunu da unutmayalım.
