Pazar günü, bir uçak bağlantısı nedeniyle Moskova’daydım. Hava pırıl pırıldı, parlak bir sonbahar güneşi Moskova’nın altın kubbelerini ve kayın ormanlarını aydınlatıyordu. Eski takvime göre 1917 Ekim’inde yapılan Bolşevik Devrimi, yeni tarihte 7 Kasım’a denk geliyordu ve Moskova’da geçirdiğim pazar günü de bu devrimin yıldönümüydü. Rusya yönetimi bu devrimi bayram olmaktan çıkarmamış ama adını değiştirmiş. Şimdi bu bayrama: “Barış ve Uzlaşma Bayramı” diyorlar. O gün komünistlerin bir kutlama ve anma gösterisi yapacağı belli olduğu için Kızıl Meydan’a gittim. Meydana ulaşan Tverskaya Caddesi’nden itibaren yolları kesmişlerdi, yürüyerek gittik. Bu caddenin Çarlık dönemindeki adı da Tverskaya imiş, SSCB zamanında Gorki Prospect olmuştu. Şimdi eski haline döndürüldü. Sovyet döneminde cadde sarı renkli, kuzey tarzı apartmanlarla doluydu ve hiçbir dükkan yoktu. Oysa şimdi bu caddede yürüdüğünüz zaman Berlin’de misiniz, Frankfurt’ta mı, Paris’te mi; şaşırıyorsunuz. İki taraf çok şık moda dükkanlanyla, ışıklı vitrinlerle, benzerini ancak Batı Avrupa’da ve Amerika’da görebildiğiniz kahvelerle, pastanelerle dolmuş. İnsanların kılık kıyafeti de değişmiş tamamen. Genç kızlar Dolce Gabana blue jean’ler ve Gucci ayakkabılarla yürüyorlar. Bu ortama hayret ede ede Kızıl Meydan a ulaştım. Baktım, bando sesleri geliyor. Komünist marşlarını çalıyorlar. Sonra yürüyüş kolu sökün etti. 60 yaşla 80 arasında yüzlerce insan ellerinde orak çekiçli bayraklar ve Lenin resimleri taşıyarak yürüyorlardı. İki yana birikmiş çok az bir seyirci kitlesi de sakin bakışlarla bu olayı seyrediyordu. Gençler bakmıyordu bile. Ne bir heyecan, ne bir alkış. Gözünüzü nereye çevirseniz uluslararası markaların dev reklam panolarını, ışıklı tanıtımlarını görüyordunuz. Bu manzara bana Rusya’da bir geri dönüşün mümkün olmadığını gösterdi. Sanki o şehre uymayan, garip kuşlar gibi kalan tek kesim komünistlermiş gibi geldi. Rusya zenginleşiyor. İstanbul’la aynı nüfusa sahip şehre dört dev havaalanı yapmışlar. İnip kalkan uçağın haddi hesabı yok. Dünyanın en pahalı şehirlerinden biri haline gelmiş. Bir zamanlar devlet başkanının 30 dolar ücret aldığı Moskova’da, işe yeni başlayan genç bankacılar ayda 1500-2000 dolar kazanıyormuş. Dünyanın hiçbir yerinde görmediğim kadar büyük ve şık alışveriş merkezleri yapmışlar. Kısacası ne Rusya eski Rusya, ne de Moskova eski Moskova. Tabi bu hızlı değişimin bedelini ödeyen, geçim sıkıntısına düşen, Sovyetler döneminin bedava sağlık, eğitim, konut, ısınma dönemini özleyen yaşlılar da var. Ama sınıflı tüketim toplumunun acımasız koşulları, sınıfsız toplum yaratma hayalini yerle bir etmiş gibi görünüyor.