Şu kırk yıllık diktatörlerin haline bakın. Sözüm ona seçilerek gelmişler, ülkelerini soymuşlar, paraları mücevherleri, ton ton altını istiflemişler ve kendilerini Tanrı sanmaya başlamışlar. Hiçbiri koltuğu bırakmak istemiyor. Ve bu uğurda binlerce kişi hayatını kaybediyor.
Tek bir insanoğlunun, koskoca bir ulusa ne çılgınlıklar yaptırabileceğinin en çarpıcı örneği Adolf Hitler’dir. Bu ihtiraslı ama hasta ruhlu adam 1933’te başbakan oldu. Birkaç ay sonra da parlamentodan çıkardığı yetki yasalarıyla, bütün kontrolü eline geçirdi. Meclisi, yargıyı devre dışı bıraktı. Bizdeki Sevr (Sevres) yerine geçen Versay (Versailles) anlaşmasıyla gururu kırılmış olan Alman halkını ateşli nutuklarıyla peşine taktı. Sonuç: 50 milyon ölü, yanıp yıkılmış bir Almanya, harabeye dönmüş bir Avrupa; gözyaşı, kan ve matem.
Geçenlerde bu konuyu “Atatürk“ kitabının yazarı değerli profesör Klaus Kreiser’le de konuşuyorduk. Birçok Alman aydının fikrine göre Türkiye’nin en büyük şansı Hitler gibi değil Mustafa Kemal gibi bir lidere sahip olmaktı. Ortalık lider olunca üniforma giyenlerden geçilmezken biz, üniformasını çıkartarak siyaset yapan, hümanist bir aydın sayesinde bu ülkeyi kurduk. Romanoflar gibi birçok hanedan, çocuklarına kadar kurşuna dizilirken, bu büyük insan sayesinde bizim hanedan üyelerinin burnu bile kanamadı. Zaten bu yüzden değil midir ki onun ölümünden yıllarca sonra Deniz Gezmiş, savunmasında ‘Atatürk’ün yolunda olduğunu söylüyordu. Nâzım Hikmet en güzel şiirleri onun için yazıyordu. Bir şu Mübarek’lere, Kaddafi’lere bakın bir de Atatürk’e. Nasıl? Kıyas bile kabul etmiyor değil mi?
Yazılarını ilgiyle okuduğum değerli gazeteci Amberin Zaman, liberal fikirlere sahip bir kişi. Bangladeşli bir babanın ve Türk bir annenin çocuğu. Geçenlerde Bangladeş’e gidip, bazı bürokratik işlemler yaptırmaları gerekmiş. Orada kadın olarak gördükleri muamele o kadar ağırına gitmiş ki; bu ülke kadınlarının Atatürk’ün kıymetini bilmeleri için bir yazı yazmış. Ben de 1978 yılında Libya’ya gittiğim zaman aynı şeyleri düşünmüş ve Atatürk’ün ne demek olduğunu, bu ülke için neler ifade ettiğini bir kez daha anlamıştım. Ben ona çok şey borçluyum, bu ülke de borçlu. Keşke Mustafa Kemal’i, sonradan birilerinin haksız olarak Kemalizm adını taktıkları ideolojiden ayırmayı bir başarabilsek. Keşke onu kendi fikirleriyle ve gerçek şahsiyetiyle tanısak. Keşke Kenan Evren’lerin, işkencecilerin, katillerin Mustafa Kemal’le ilişkisinin olmadığını kavrayabilsek. Keşke onun ‘Ben size hiçbir dogma, hiçbir değişmez kural bırakmıyorum’ vasiyetini hatırlayabilsek. Belki de o zaman bu ülkedeki herkes birbirini daha iyi anlardı. 2011 yılında kutuplara bölünmüş Türkiye’deki birleştirici güç, yine Mustafa Kemal’dir.
