Derdim önemli bir noktayı tekrar vurgulamak; yoksa ben dememiş miydim sevimsizliğine düşmek değil. Geçen hafta mecliste Romano Prodi’yi dinlerken kafamda bazı düşünceler oluştu. Konuşma bitince odama geçip bu düşünceleri yazıya geçirdim ve ertesi gün VATAN’da yayınlandı. Bu yazıda AB müzakere takvimine ilişkin bazı tahminlere yer veriyordum ve kısaca diyordum ki: Bunca girift ilişkiden sonra AB’nin yıl sonunda Türkiye’ye kapıları kapatması mümkün değil, öte yandan çok iyi biliyorum ki AB’nin Türkiye’yi tam üye olarak içine sindirmesi de zor. Bu durumda AB yöneticileri ne yapabilir? Ben kurnaz bir AB yöneticisi olsaydım ne tedbir düşünürdüm? Cevabım şuydu: 2004 sonunda Türkiye’ye tarih verir ama altına küçük bir not eklerdim: Referandum! Herhangi bir Avrupa ülkesinde yapılacak referandum, Türkiye aleyhine sonuçlanma ihtimali taşıdığı için, bu önlem Türkiye’nin birliğe kesin olarak girmemesinin garantisi sayılırdı. Bu tahminleri yazdıktan sonra bir de baktım ki Romano Prodi ertesi gün bu düşünceyi dile getiriyor. Konuğun Dışişleri Bakanı ve gazetecilerle yediği yemeğin ayrıntıları Oktay Ekşi’nin köşesinde anlatılıyor ve orada Romano Prodi, herhangi bir Avrupa ülkesinin Türkiye’nin üyeliğini referanduma götürebileceğini, bu yüzden halkları ikna etmemizin zorunlu olduğunu söylüyor. Bu yazıyı okuduktan sonra tahminimde ne kadar haklı olduğumu gördüm ve AB’nin, ileride bizi “referandum” barajıyla karşı karşıya bırakacağından emin oldum. Çünkü daha yazının mürekkebi kurumadan Prodi bu görüşü dillendirdi. Yani biz ileride AB üyesi olmak için Yunanistan, Kıbrıs, Polonya, Bulgaristan, Almanya, Fransa, İsveç, Danimarka halklarını ikna etmek ve referandumdan olumlu not almak zorunda kalacağız. Kaldı ki genişlemiş Avrupa Birliği’ ni oluşturan ülkelerin tümünün kamuoyundan olumlu sonuç alsak, bir tek ülkeden alamasak bile üyeliğimiz mümkün değil. Bu iş sizin aklınıza yatıyor mu? Benim yatmıyor. Eğri oturup doğru konuşalım: Biz Avrupa Birliği üyesi olmayı elbette istiyoruz, hem de çok istiyoruz. Ama Kopenhag kriterlerine uyum sürecini sadece AB’yi (deyim yerindeyse) kandırmak için kullanmamız yanlış. Biz demokratikleşmeyi, insani değerlere, kültürel çeşitliliğe saygı göstermeyi, gelir dağılımı adaletsizliğini düzeltmeyi kendimiz için istemeliyiz. Bütün bunları AB’ye girmek için gerekli taktik adımlar olarak görür ve bir kandırmaca oyununun içine girersek, AB’nin elinde bizi kandıracak daha büyük kozlar bulunduğunu unutmayalım. Bu uzun sürecin sonunda bir küçük ülkede referandum yapar ve Türkiye dosyasını rafa kaldırıverirler. Prodi de bunu söylemek istiyor. Avrupa Birliği üyeliğinin yolu, Türkiye’nin gerçekten Avrupalı bir ülke olmasından geçiyor. Bu da birçok konuda kafalarımızın değişmesi demek. Sadece yasa değişikliği yetmiyor.