Zamanı gittikçe daha çok bölüyoruz. Nefes nefese, koşa koşa yaşadığımız için daha küçük zaman birimlerine gereksinme duyuyoruz. Eskiden namaz vakitlerine göre ayarlanmış olan sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı ölçüleri şimdi yerini dakika belirtilen birimlere bıraktı. Sayısal saatlerden ve televizyon programlarından sonra çocuklar artık 10.38 ya da 18.47 diye konuşur oldular. Oysa kum saatinden sonra, bildiğimiz saatlerin atalarında sadece günü belirten akrep vardı, yelkovan yoktu. Sonradan saatleri dakikalara bölen yelkovan eklendi. Derken saniyeleri belirten ve zamanı daha küçük dilimlere bölen kronograflar kapladı ortalığı. Bunlann hepsi yapay. Zaman diye bir şey varsa bunu sadece doğa belirliyor, insanoğlu değil. Köylü kadınların söylediği ‘Erikler çiçek açtığı zaman’ gibi tanımlar daha doğru.

Gabriel Garcia Marquez in “Yüzyıllık Yalnızlık” romanında, müthiş bir zaman tanımlaması vardır. Devrimci ayaklanmalardan, başını çektiği ihtilal girişimlerinden yorgun düşmüş ve evine çekilmiş olan Albay Buendia her gün gümüş balıklar yapmakta ve bin bir emekle hazırladığı bu balıkları eritip ertesi gün yeni baştan işe girişmektedir. Bir gün evdekilere o günün hangi gün olduğunu sorar. “Salı” derler. “Ama bugünün dünden farkı yok ki” der. “O zaman dün de salıydı.”

Bir de uğursuz sayılan günler ve sayılar vardır: Neredeyse bugün dünya 13 sayısının uğursuzluğuna inanmış. Büyük otellere 13’üncü kat işareti koymuyorlar. Asansörler çıkarken 12’den 14’e atlıyorsunuz. 14’üncü katta kaldığınız zaman, aslında 13’üncü de kalmış oluyorsunuz ama insanın kendisini aldatmasının sonu yok. Avrupalılar 13’üne rastlayan cuma günlerinden çok korkuyor. Kimbilir hangi savaştan ya da veba salgınından kalmış bu insanlar. Bizdeki “Salı sallanır!” inancı gibi… İstanbul bir salı günü fethedildiği için, Rumlar salı gününü uğursuz ilan etmiş. Salı gününün sallanması ise hem ses uyumundan hem de Osmanlı toplarının kenti sarsmasından doğmuş olsa gerek. Bu inanış Müslümanlara da geçmiş ve salının sallandığına inanır olmuşlar.

Bu akşam, bir yılı bitirip yenisine başladığımızı sanacağız. Oysa saat 12’den sonra hiçbir şey değişmiş olmayacak. Ne yazık ki insanların kendi kendilerine oynadığı bu masum oyun bile bazı çevrelerin tepkisini çekiyor. Bırakın herkes kendi bildiği gibi kutlasın yılbaşını. Yeni bir yıl olduğuna inandığı günü dilediği gibi karşılasın. Bunun Hz. İsa’nın doğumuyla ya da dini motiflerle hiçbir ilgisi kalmamış ki! Sadece bir araya gelmek, hoşça vakit geçirmek ve yeni yıla ilişkin umutları tazelemek için bir bahane. Zaten binbir sıkıntı içindeki insanların, hiç olmazsa umutlarını ve iyimserliklerini ellerinden almayın.

2005 olduğuna inandığımız günlerin hepinize sağlık, mutluluk ve başarı getirmesini diliyorum.