Sanatçılar huzursuz insanlardır. Toplumun genel-geçer kurallarına, alışkanlıklarına ters düşerler. Genel ahlakla bağdaşmayacak sivrilikler ya-
parlar.
Böyle davranmak istedikleri için değil, tepki duydukları, duygusal pat-
lamalar yaşadıkları içindir bu!
Sanatın özünde eleştiri vardır. Politikanın ve toplumun kuralların-
dan ayrı ilkeler geliştirmek, başka açı-
lardan bakmak vardır.
İşte bu yüzden, huzursuz insanlar-
dır sanatçılar.
İyi ki de öyledirler.
Büyük senfoniler, romanlar, tablo-
lar bu huzursuzluğun fışkırması, dışa
vurulmasıdır.
Ama, bütün bu söylediklerim; Sibel Can, Mustafa Geceyatmaz, Çeçilya, Ahu Tuğba gibi toplumumuzun çok saygı duyduğu, zirvedeki sanatçılar için geçerli değildir.
Onlar huzurlu, başarılı ve sorunsuz durlar.
Sözünü ettiğim sanatçı kategorisine romancı, ressam, besteci, şair takımı girer.
Büyük huzursuzlardan birisi de Fransız şairi Lautreamont'dur. "Marldror Şarkıları" adındaki ne-
fis şiirleri, kamu ahlakının taş duvan-
na toslayınca yargılanmış ve iyi aile erkeklerinin ve iyi aile kadınlarının bütün hışmını üstüne çekmiştir.
Yargıç önüne çıkarıldığı duruşma da öfkeli sesler yatışınca; "Evet haklı-
sınız beyler!" demiştir. "Hepinizden özür dilerim. Artık ben de iyi bir aile babası olacağım. Her akşamüstü, ko-
lumun altında dumanı tüten bir ek-
mekle aile yuvama koşacağıma ve orada sevgili karım ve çocuklarımla ebedi saadeti tatmaktan başka bir işle uğraşmayacağıma söz veriyorum: Hele şiir miir gibi sapıklıklarla asla!"
XXX
Televizyon ekranında Türk sanat Müziği ve Türk Halk Müziği denen gariplikleri her gördüğümde, Lautrea-
mont'un bu acı sözleri geliyor aklıma.
Bu programların sunucu ve şarkıcı-
ları "cici çocuk" olmak için nasıl sahte bir abartma içindeler.
Boyunlarını bir yana eğip, dudakla-
rına dünyanın en masum gülücüğü-
nü takmaya uğraşarak, "Efeem, te-
şekkürler ediyorum!" demeleri yok mu! Sanki sanatçı değil de, kızın aile-
sine kendisini beğendirmeye uğraşan sahtekar damat adayı: "İçkisi, kumarı yok! Kadın desen, helalinden başka hiç kimseye yan gözle bakmaz. Gül gibi mesleği var. Her aybaşı maaşı ol-
duğu gibi getirir teslim eder. Eksik ol-
masın her bayram "Sevgili valideci-
ğim, ellerinizden öperim" demeyi ve 1 kilo badem ezmesini kapıp ziyareti-
ne gitmeyi ihmal etmez." dedikleri cinsten...
Her biri gazino dünyasının kaosu içinde, acımasız ilişkilerin ustası ol-
muştur ama ekranda, hiç bir art niyet taşımayan, dünyadan bi haber, ve cinsiyetsiz görünürler.
Parmaklarını birbirine geçirdikleri ellerini önlerinde tutar, gerdan kırar ve ağızlarını büze büze papatyalar-
dan, kelebeklerden, fallardan, kader-
den sözederler. Sonra da bu ciklet manileri düzeyindeki bayağılıkları, sa-
nat diye yutturmayı becerirler.
Hele türkücüler... O iri kıyım, kıllı adamları lame smokinler içinde gör-
müyor muyum; ne türkü dinleyebili-
yorum ne şarkı!
