Siyasi partilerim yasak olduğu Osmanlı döneminde, her görüş bir tarikat çevresinde birleşmiştir. Bu bakımdan tarikatlara, Osmanlı’nın siyasi partileri demek yanlış olmaz . Tarikatlar, Anadolu’nun siyasi manzarasını yansıtır, iç dengeleri gösterirler. Osmanlı padişahları da tarikat örgütlenmelerinin önemini kavramış ve kendi tutumlarını büyük ölçüde bu tarikatlara göre belirlemişlerdir. O sıradaki siyasi denge hangi tarikatı tutmalarını gerektiriyorsa, o tarikata geçmişlerdir. Bu yüzden Osmanlı sultanlarının hemen hepsi değişik tarikatlara mensup olmuştur. Mesela Yavuz Sultan Selim, Sümbüli tarikatındadır. Abdülhamid ise politikalarına en yakın bulduğu Nakşibendi tarikatı mensubudur.

Cumhuriyet döneminde tekke ve zaviyelerin kapanması, tarikatların yasaklanması ve siyasi partilerin kurulması insanları tarikat örgütlenmelerinden vazgeçirmeye yetmedi. Tam tersine, siyasi partiler tarikatlarla iç içe geçti. Çünkü, örneğin Nakşibendi tarikatına mensup olan bir ANAP’lı için yüzlerce yıllık partisi, yani tarikatı, üç beş yıldır üye olduğu bir partiden çok daha önemlidir. Tarikat yapılarını çözümlemeden Türkiye’yi anlamak imkansızdır.

Nakşibendi tarikatı, Türkiye’de çok ayrıcalıklı bir konuma sahiptir. Son dönem siyasetimize damgasını vuran Turgut Özal’ın da Nakşi olduğu ve Şeyh Mehmet Zahit Kotku’nun müridi olduğu düşünülürse, bu önem iyice anlaşılır. Bugün parlamentomuzda birçok Nakşibendi vardır.

Mesut Yılmaz, Fatih seçimlerinde bu dengeleri hesaba katarak bir Nakşibendi’yi yani Sadettin Tantan’ı aday yapmıştır. ANAP’ın Fatih seçim çalışmalarını yürüten Eyüp Aşık da Nakşi’dir. Sadettin Tantan, seçildiğinin anlaşıldığı ilk saatlerde, ATV’deki Seçim Meydanı’nda yaptığı ilk konuşmada, bir belediye başkanı gibi değil, bir Nakşi gibi konuşmuş ve “irade-i cüziye/ irade-i külliye” boyutunu vurgulayarak, Allah’ın kardeşinin önüne geçilemeyeceği mesajını vermiştir. Seçimlerden önce ve sonra yapacağı işler hakkında konuşmamasının nedeni, bağlı bulunduğu inançtır. Çünkü insanların kendilerinde sonsuz bir güç görmesi ve geleceğe egemen olacak projeler dile getirmesi bir anlamda Allah’a şirk koşmaktır, küfürdür.

Basınımızdaki bazı kalemlerden, Tantan’ın Refah’ı perişan ettiği yorumlarını okuyunca aklıma bunlar geliyor. Biz galiba hep buzdağının su üstünde kalan bölümüyle uğraşacağız. Suyun altına bakıp o muazzam geçmişin bağlayıcılığını görmek kimsenin işine gelmiyor. Nakşiler’le Refah arasındaki ilişki ve çelişkiler, şimdilik görüş alanımızın dışında. Bir gün “İn Şae Allah” onu da anlarız.