1991’de de durum böyleydi. Amerika durmadan Körfez’e yığınak yapıyor, Türk basını ise savaş çıkıp çıkmayacağını tartışıyordu.Hatta birçok köşede Amerika’nın saldırmayacağı öne sürülüyordu.Biz ise acizane diyorduk ki: “Amerika mutlaka vuracak!”Bu yazılar ne bir enformasyona dayanıyordu ne de özel bir bilgiye.Sadece akıl yürütüyorduk.Diyorduk ki; Amerika bu kadar büyük bir yığınak yapıp, bunca masraf ettikten sonra hiçbir şey olmamış gibi çekip gitmez.Bugün de aynı şekilde düşünüyorum: Bölgeye uçak gemileri, uçaklar, on binlerce asker sevk edildikten sonra, “Aaa özür dileriz. Meğer Irak’ta kitle imha silahı yokmuş!” denileceğini kimse düşünmemeli.Saddam Hüseyin şu ya da bu biçimde uzaklaştırılsa bile Irak işgal edilecek.Silah denetçilerinin başkanı Hans Blix diyor ki: “Amerika Irak’taki kitle imha silahlarının yerini biliyor ama bize söylemiyor. Bu silahları Irak’a veren zaten Amerika.”Demek ki iş bir zamanlama meselesi.Göreceksiniz; silah denetçileri de ağız değiştirmeye başlayacak ve yavaş yavaş Irak silah programının ayrıntıları ortaya çıkacak.Ne yazık ki bu işin geri dönüşü yok.Kötümserlik mi bu?Belki!Ama aynı zamanda gerçekçilik.Bütün bunlar savaşa karşı sesimizi yükseltmemizi engellemeyecek elbette. Son ana kadar hepimiz elimizden geleni yapacağız.Bakın John Le Carre nasıl kükredi: “Küçük Trampetçi Kız”ı yazan Le Carre, o bölgedeki bir savaşın ne demek olduğunu çok iyi biliyor. Bu yüzden “Onurlu Bir Öğrenci” olarak davranıyor. “Sıcaktan Gelen Casus”ların igvâsına kapılmıyor.Gelelim Türkiye’nin tutumuna.(Ne yazık ki bu bölüme de “ne yazık ki” diye başlamak zorundayım.)Ne yazık ki Türkiye çoktan savaşa girmiş durumda.Bakmayın siz Ortadoğu turlarına, savaşı istemiyoruz falan sözlerine.Havaalanları, limanlar, demiryolları, üsler açıldı bile.ABD Genelkurmay Başkanı “Savaş zirvesi” için Türkiye’ye geliyor.Hükümet bu uygulamaları usul usul, parça parça kabul edecek ve sanki savaşa girmek istemiyormuşuz izlenimi verecek.Ama sonunda göreceksiniz ki Amerika’da verilen sözler yerine getirilecek.Tek umudum Millet Meclisi’nde.Kan ve ateş günlerine doğru gidiyoruz.Durumu böyle saptamamıza rağmen “Hayır!” demeye devam edeceğiz.Hem de yalnız kendimiz ve Iraklılar için değil, orada ölecek Amerikalı gençler adına da yapacağız bunu.Kiminin görevi savaş, bizim hayat görevimiz ise barış!
