Sabah telefon çalıyor. Açıyorum; Kemal Derviş’in güven veren sesi. Bir günlüğüne Berlin’e gitmiş, oradan arıyor. Sağolsun; 11 Şubat’ta Berlin’de yapılacak bir toplantıya katılıp katılamayacağımı sormak için aramış. İki rahipten söz ediyor. “Beni de mi rahip mi zannetmişler?” diyorum. Gülüşüyoruz. “İki rahip, iki de laik katılacak” diyor. Dört kişinin konuşacağı toplantının konusu: “Değerler”. Telefonu kapattıktan sonra alıyor beni bir düşünce. Katılımcılar hangi ülkeden gelirse gelsin; bu işin acısını bizim kadar derinden hissedemezler.Çünkü hiçbir ülke bizim kadar yoğun bir “değer kaybı”na uğramadı.Otuz yıldır dünyayı dolaşır dururum. Uzak Doğu’dan Latin Amerika’ya, Avrupa’dan Afrika’ya yolum her yıl birçok ülkeye uğrar. Bu ülkeleri yıllar içinde gözlemleme olanağına kavuştuğum için rahatlıkla söyleyebilirim ki ülkelerin temel değerleri çok az değişime uğrar. Ekonomileri gelişir, belki rejimleri bile değişir ama temel göstergeler yerli yerinde durur. Yunanistan’a ilk gittiğimde bu ülke daha Avrupa Birliği’nde değildi; drahmi sadece 50 kuruştu, yaralarını sarmaya ve demokrasiyi kurmaya çalışıyorlardı. Bugün AB’nin zengin, itibarlı ve müreffeh ülkesi. Ama o Yunanistan’la bu Yunanistan aynı değerleri, aynı ahlaki ilkeleri paylaşmaya devam ediyor.Kimlik değiştirmediler. Rusya’ya ilk gittiğimde, orası Sovyetler Birliği’ydi. Komünist rejimin çöküşünü, heykellerin devrilişini, Manej meydanındaki büyük gösterileri izledim. Bugün de gidiyorum Rusya’ya. Ve anlıyorum ki Çehov’da, Tolstoy’da, Korsakof’ta tanıdığımız Rus ruhu, aşırı bir değişime uğramamış. Rus kültürü yerli yerinde duruyor. Diğer ülkeler için de durun aynı. Ama biz, her on yılda bir kabuk değiştiriyoruz sanki. Dün beğendiğimizi bu gün tu kaka ediyoruz, adetlerimizi alışkanlıklarımızı eski ayakkabılar gibi köşe başında bırakıveriyoruz. Yazdıklarımıza inanmıyorsanız televizyonu açıp reklamlara göz atın; bakın bakalım Türkiye ile ne ilgisi var bunların ve kelimelerin kaçta kaçını anlayabiliyorsunuz? Sokağa çıkın; dükkanların, lokantaların isimlerini gözden geçirin. Amerikalı olmayan kaç “mekân” bulabileceksiniz bakalım. Uygarlık değiştirmek bile denemez buna.Başka uygarlıklara yamanmak; yani kişilik kaybı, özenme, taklit. Ama öyle karmaşık bir meseleden söz ediyoruz ki kolayca şovenliğe, gericiliğe, taşra kapanıklığına da gidebilir. Ne yapalım; kısa gazete yazılarının kaderi bu. İyi niyetliler ne demek istediğimi anlamıştır sanırım.
