UNESCO Genel Direktörü Koichiro Matsuura, kuruluşta yer alan “İyi Niyet Elçileri” Goodwill Ambassadors” grubunu önemli isimlerle güçlendirmeye devam ediyor. Son olarak grubumuzu şereflendiren isim Nelson Mandela oldu. Mandela’nın elçi ilan edildiği törende şu gerekçeye yer verildi: “Kendi ülkesinde olduğu kadar bütün dünyada apartheid ve ırkçı ayrımcılığa karşı yürütülen mücadelenin olağanüstü liderliği, farklı toplumlar arasındaki anlayış ve işbirliğini geliştirme çabası; demokrasiye eşitliğe ve eğitime duyduğu sarsılmaz inancı, dünyanın bütün ezilmişlerine desteği, uluslararası barış ve işbirliğine yaptığı örnek katkı dolayısıyla…”Ne kadar güzel sözler değil mi? Bir insan ömrünü bu idealleri gerçekleştirmek için harcadıysa ne mutlu ona. Çünkü ömür dediğin nasıl olsa tükenip gidiyor. Kimi, yaşamını sadece kendi gövdesini beslemeye ve çevresindeki kişilerle itiş kakışa harcıyor, kimi de böyle ideallere. Nelson Mandela özverinin, iyi niyetin, mücadelenin ve insanlığın yüz akı. Bu yüzden milyarlarca insan ona hayranlık duyuyor, önünde saygıyla eğiliyor. UNESCO Nelson Mandela’yı büyükelçi yaparak kendi onuruna onur kattı. Genel Direktör’ü ve bütün elçiler grubunu kutluyorum. UNESCO’nün ilk elçisi ünlü kemancı Yehudi Menuhin’di. Bugün bile yapılan her toplantıda bu büyük sanatçı anılır ve onun başlattığı UNESCO Müzik Ödülü bugün dünyanın en prestijli ödülleri arasındadır.(Ödülü bu yıl büyük bir dostumuz kazandı. Bunu da yarın anlatacağım.) Biliyorsunuz Nelson Mandela, General Evren tarafından kendisine teklif edilen “Atatürk Ödülü”nü geri çevirmişti. Bence bu olaydaki yanlışlık, ödüle Atatürk adının karıştırılması idi. Özgürlük savaşçısı Nelson Mandela elbette bir darbe liderinden ödül alamazdı. Yoksa bağımsızlık önderi ve ezilen ulusların savunucusu Mustafa Kemal’e karşı bir ret söz konusu değildi. Ne mutlu Mustafa Kemal gibi, Nelson Mandela gibi saygıyla anılan liderlere.