YIL 1938.
Kavala'lı Mehmet Ali Paşa isyan etmiş, Suriye ve Filistin'i Osmanlı idaresinden ayırmaya uğraşıyor.
Malatya'da üslenen Osmanlı Toros orduları bu isyanı bastırmak için Fırat'tan bir geçiş aramakta.

Bu işle görevlendirilen Alman subayı, **Helmut Von Moltke** Fırat'ı ve geçiş olanaklarını araştırıyor.

Bu inceleme sırasında **Moltke** bazı tarihi kalıntılara rastlıyor ve kapıldığı merak onu 2150 metre yüksekliğindeki yalçın bir dağın zirvesine sürüklüyor.

Zirvede **Moltke**'yi hayranlık ve şaşkınlığa sürükleyecek bir mucize durmakta.
**Kommagene** uygarlığının dev tapınağı, binyıllara meydan okumuş heykelleriyle dimdik ayakta.
**Moltke** durumu Berlin'deki, **Prusya Kraliyet Bilimler Akademisi**'ne bildiriyor.

1882 yılında Otto Pucnsten ve Karl Sester ilk gezileri başlatıyorlar.
İşte Nemrut dağının zirvesindeki tapınağın keşif öyküsü böyle başlıyor.

***

**MOLTKE**'nin büyük bir heyecanla tırmandığı yollardan, dün biz de **Nemrut** zirvesine çıktık.
**Kahta**'dan bir buçuk saatlik bir otomobil yolculuğuyla dağdaki bir noktaya geliyorsunuz. Bundan sonraki 600 metrelik dik kayalık yolu yaya tırmanmanız gerekiyor. Epey zorlu bir yol doğrusu.

Ne var ki sonunda bu zahmete değiyor ve zirvede gördüğünüz heykel ve kabartmaların gizemli gücü karşısında sarsılıyorsunuz.

Ufuk çizgisi içindeki uçsuz bucaksız alanda, en yüksek noktadasınız. Güneş bile ayaklarınızın altından doğuyor ve batıyor.

Güneydoğu denilen toprak görüş alanınızın içinde. **Urfa, Diyarbakır, Malatya, Adıyaman**'a hükmeden bir dağ **Nemrut**.

Binlerce yıl önce yapılmış tapınak ve heykeller eşsiz güzellikte.

***

BU yıl altıncısı yapılan **Kahta Kommagene** festivali konuğu olarak buradayız.
Akşam **Kahta** stadyumunda konser veriyoruz.
On bin kişilik olağanüstü coşkulu bir koroyla karşılaşıyoruz orada. Güneydoğulu kardeşlerimizle buluşuyoruz.

Dinleyiciler arasında her yaştan, her kesimden insan var.

Pırıl pırıl gençler, toprağın üstüne bağdaş kurup oturmuş köylü aileleri, başı bağlı olan gruplar ortak bir koro oluşturarak barış türküleri söylüyor ve aynı coşkuyla bütünleşiyorlar.

**Kahta**'ya gelir gelmez karşılaştığım Turkish Daily News muhabirinin söyledikleri geliyor aklıma.
"**İmam Hatip lisesinde günlerdir, sizin posterleriniz asılı**" dememiş miydi!