Hasan Cemal, pazar günü Milliyet’teki yazısında, Bilgi Üniversitesi’nde yapılan bir toplantıyı anlatıyordu. 12 Mart’ın 40. yılı dolayısıyla düzenlenen bir toplantıymış bu. Darbenin zulmüne uğramış olan birçok arkadaş anılarından söz etmiş. Böyle toplantıların tekrarlanmasından, anıların anlatılmasından, yazılıp çizilmesinden yanayım ben. Anlatılsın ki unutulmasın. Bir daha böyle bir zulme heveslenenlerin hevesleri kursaklarında bırakılsın. Darbelerin bir insanlık suçu olduğu belleklere kazınsın.
Toplantının sonunda bir genç kız Hasan Cemal’e yaklaşmış ve bir soru sormuş. Şöyle yazıyor Hasan: “Genç kız yanıma yaklaşıyor: Öyle mi? Solcu aydınlar darbelere destek mi verdiler? Bu benim için yeni bir şey…” Hasan Cemal soruyu aktarıyor ama ne cevap verdiğini yazmıyor. Dolayısıyla o genç arkadaşımızın sorusunu cevaplama işini ben üstleniyorum. Sevgili genç arkadaşım, O günleri bire bir yaşamış, darbe tezgâhlarından geçirilmiş birisi olarak sana kesin cevap vereyim: Hayır, solcu aydınlar darbelere destek olmadılar! Tam tersine darbelerin tümüne karşı çıktılar, bu uğurda ağır bedeller ödediler, işkence hücrelerinde öldüler, hapishanelerdeki insanlık dışı baskılara dayanamayıp kendilerini yaktılar. Bir ömür boyu, ağızlarından darbeyi destekleyen tek söz çıkmadı; tam tersine, darbeleri lanetlediler. Bu arada aklına darbeleri desteklemiş olan bazı isimler gelebilir. Kafan karışabilir. Ama hiç karışmasın. O insanlar zaten solcu değildi. Yani enternasyonal anlamda, dünyada algılandığı biçimde solcu değildi hiçbiri. Hasan Cemal o devirde çok gençti, onu ayrı tutuyorum. Ama o hareketlerin lider ve ideologları devletin bir başka kanadını temsil ediyorlardı. Türkiye’de bugün de devam eden garip bir ideolojik çarpıtma sonucunda ‘solcuymuş’ gibi algılanıyorlardı. Aslında, gerçek sola düşmandılar. Onlar meşru muhalefetti, sol ise gayrımeşru muhalefet. Giriştikleri şey devlet içindeki bir iktidar kavgasıydı. Soğuk Savaş’ın cephe ülkesi olan Türkiye’de gerçek sol ezildi, parçalandı, yok edildi. Bu mirasa da ‘sol’ maskesi takan ‘devletçiler’ kondu. Zaten bizdeki siyasetin en çarpık yönü, Meclis’te işçi sınıfı hareketinden gelen bir sol partinin bulunmayışıdır. “Osmanlı’da oyun çoktur!” diye bir söz vardır. Onu hatırlamanın tam sırası. Çünkü geriye bakınca insan, nasıl ustaca bir oyun oynanmış olduğunu ve bu oyunun hâlâ nasıl ısrarla sürdürüldüğünü görüyor: Gerçek solu yok etmek ama bazı devletçilere ‘sol’ adı takarak, sanki sağ-sol mücadelesi varmış gibi göstermek. İşte oyun buydu.
Sevgili kardeşim; Bu ülkede darbelere karşı çıkanlar hiçbir zaman bağışlanmadı, hiçbir zaman ‘makbul insan’ olmadılar, meşrulaşamadılar. Böyle bir talepleri de olmadı zaten ama hep gizli bir sansür ve engellemeyle karşılaştılar. Buna rağmen darbeleri desteklemediler. Zaten kim celladını sever ki?
