Ama olamadı. Tam tersine hayat; başarılı başarısız, zengin fakir, asker sivil, siyasetçi gazeteci, kentli köylü, sağcı solcu herkes için cehenneme döndü. Hiç kimse huzurlu değil. Siyasetçilerin üslubuna bakın. O makamlara gelmiş olmalarına rağmen nasıl bir tatminsizlik ve öfke içindeler. Köşe yazarlarının bir kısmı kıvranıyor. Patolojik bir hal alan krizlerini saklamayı bile beceremiyorlar artık. Sporla ilgili olan herkes birbirine sövüp duruyor. Sokaklarda ise kan gövdeyi götürmekte.
Bütün bunların bir tek sebebi var: KISKANÇLIK. Ne yazık ki Türkler çok ama çok kıskanç bir halk. Bunun da nedeni, kendileri için değil başkaları için var olma geleneği. Türklerin çoğu kendi iç değerlerine göre yaşamaz, kendini yargılamaz, vicdan hesaplaşması yapmaz. Bu yüzden de Türk romanında, işlediği cinayetten nedamet getirip vicdanıyla boğuşan bir Raskolnikov yoktur. Çünkü Türk kültüründe suçluluk değil utanç daha önemli yer tutar.Kimse görmediyse suç yoktur. Bu ülkede üç kişiyi telle boğup gömdükten sonra, rakı içip eğlenmeye giden gençler epey görülmüştür.
Bu seviyeye gelen kıskançlık olgusu, insanların kendilerine göre değil de başkalarına göre var olmasının belirtisi. İnsanların çoğunun içi boş, yani bir iç dünyaları yok. Başkalarının onları nasıl değerlendirdiği, temel soru. Bunun için de birçok kişi, kendini olduğundan farklı göstermeye çalışıyor. Kendine güven az, bunun sonucu olarak da her an yaralanmaya açık ego çok yüksek.
Eee, ülke böyle olunca cehl-i mürekkep (kendilerine aydın diyenlerin bir kısmı) da bundan nasibini alıyor tabii. Kendisine hiçbir kötülüğü dokunmamış, hatta tanımadığı insanlara şehvetle saldırıyor. Yalan dolan, iftira, gerçeği bulandırma… Her şey mübah! Cehennemde kaynayan kazandan çıkmaya çalışan Türkleri, ayaklarından aşağı çeken öteki Türkler hikâyesi çok yaygın. Anlatmayayım ama sadece hatırlatayım.
Ama Brecht bir şiirinde diyor ki:“Aşağılıklara duyulan nefret de bozar şeklini yüzün kısar sesi, haksızlıklar karşısında duyulan öfke de” (*) Bu yüzden insanın bu lağım yaratıkları karşısında, temiz yüreğini ve aydınlık gülüşünü yitirmemesi çok önemli.
Kısacası Türkiye’nin felaketi KISKANÇLIK’tır. Eğer bu toplum biraz daha az kıskanç olsaydı, “Allahım benim iki gözümü kör et, yeter ki komşumun da tek gözü kör olsun” demeseydi Türkiye bir cennet olurdu. Ama olamıyor. Çünkü ortalık; son arzusu sorulan iki idam mahkûmundan birinin “Anamı göreyim” cevabına karşı, “O anasını görmesin” diyerek son arzu belirten öteki mahkûma benzeyen hastalarla dolu. Allah tez zamanda şifa versin. (*) Brecht’in şiirini çeviren: Ömürnaz Kurt / Kara Yağmur / Can Yayınları
