YAŞAR Kemal'in ünlü bir cümlesi vardır:
"O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler ve gittiler."
Birkaç gündür yaşadıklarım sonucunda, Yaşar Kemal'i bulabilsem, o insanların atlarına binip geri döndüklerini söyleyeceğim.

Ne yazık ki sevgili yazarımız burada yok.
Reddetmeye fırsat bulamadığı son birkaç ödülü almak için ve sonra da Paris'teki Dünya Kültürleri Akademisi toplantısında hazır bulunmak için Fransa'da.

Döndüğü zaman ona **Çorum**'dan sözedeceğim. Şehir dışında bizi karşılayan konvoyu, gece beş bin kişiyle kucaklaşmamızı, tören sırasında uçurulan beyaz güvercinin gelip elime konmasını ve saatlerce oradan ayrılmamakta direnişini anlatacağım.

"İlk elli yılım" yazısına, Türkiye'nin her köşesinden yağan faksları göstereceğim ve diyeceğim ki; **"İşte o iyi insanlar... Türkiye sadece medya ve politika dünyasından ibaret değil. Bu uçsuz bucaksız, kültür beşiği toprakta hala insani geleneklerini koruyan milyonlar yaşıyor ve onlar bize şahdamarımızdan daha yakın."**

***

KAHRAMANMARAŞ'tan, Fethiye'den, Bodrum'dan, İstanbul'dan, Urla'dan, Söke'den, Ankara'dan, Tekirdağ'dan, Bursa'dan, Edirne'den, Londra'dan, Adana'dan sayamayacağım kadar çok faks mesajı geldi. Yüzünü hiç görmediğim can dostlar öylesine duygulandırıcı, öylesine övücü cümleler kullanmışlar ki tekrarlamaya ve bu köşeye almaya utanıyorum.

Yalnız bir soruya değinmek zorundayım: Bestelerimin elli değil beş yüz yıl sonra da söyleneceğini vurgulayıp beni Anadolu büyükleriyle kıyaslayan A. Rıza Küçükdoğan'ın cömert yüreği bir soru soruyor: **"Ben bir Anadolu çocuğuyum. Bir şeye hayret ediyorum. Biz size ne veriyoruz ki siz bizleri bu kadar çok seviyorsunuz?"**

Daha sonra da ekliyor: **"Düşmanlarınız ne kadar aleyhinizde alıp verseler de, sizin kalbimizdeki sevginizi zerrece yok edemeyeceklerdir."**

Ben de Küçükdoğan dostuma diyorum ki: **Ben Türkiye'de ve dünyada ulaştığım her noktayı bu halka borçluyum. 13. yüzyıldan bu yana akan ulu aydınlık ırmağın içinde yıkandım. Hacı Bektaş'ı, Yunus'u, Mevlana'yı hissettim. Bu yüzden ne yapsam, bu ülkeye borcumu ödeyemem.**

Ben her zaman idarelere karşı oldum. Türkiye'yi hiçbir yerde küçük düşürmedim, hep savundum.

***

DEMET kardeşimiz; **"Ne olur biz halkınız için kendinize iyi bakın"** diye yazmış ve mesajı **"Sizin için çarpan yüz binlerce yürekten biri"** diye bitirmiş.

Bodrum'dan Ahmet Hıdır; **"Sizin gibi yüce bir insanla aynı çağda yaşadığım için gurur duyuyorum"** cümlesini yazarak beni utandırmış.

Adana'dan Mustafa Eren dostumuz **"Hep şunu hayal ederim"** diye başlayıp, siyasi bir projeksiyon yapmış. Bu yanını atlayarak, devamını veriyorum: **"...ve bir insan seli. Ellerde kırmızı karanfiller, kırmızı güller. Ve otobüsün hoparlöründe şu şarkı çalıyor: Ama hayaller var ya, kimin gücü yeter onları yıkmaya..."**

***

BURSA'dan Ali Rıza Pome şu şiiri göndermiş:

**"Kol saldı özümüzdeki güzellikler
Tomurcuk olduk onüçüncü yüzyılda
Sürekli kollarımız
Orman misali kırıldıkça
Gül olup açmaya zaman kalmadı!"**

***

BENİM de yağmur misali gelen mesajları anmaya yerim ve gücüm kalmadı.

Dostlarım, hepinize teşekkür ederim.
Bana en güzel ve en anlamlı 50. yaş hediyesini sizler verdiniz.

Bir halkın sevgisinden daha yüce ne olabilir?
**Bununla övünüyorum!**

Kimse kusura bakmasın, açıkça övünüyorum.
Hayatta hiçbir şeyi, hiçbir makamı övünmeye değer bulmam ama halkın sevgisi öyle bir mertebe ki, aramızdaki aşk halini ve coşkuyu anlatmak zorundayım.

Sağolun!

***

BU arada beni yalnız bırakmayan yakın arkadaşlarıma ve medya dünyası içinde yer alıp da tebrik etme ve çiçek gönderme inceliğinde bulunan Sabah grubundan dostlara teşekkür ederim.

Not: Bugün Malatya'ya gidiyorum. Pazar günü Gaziantep'e geçeceğim. Oradaki dostlarla buluşmamızı da yazılarla iletmeye çalışacağım. Anadolu'nun bu güzel köşesiyle kucaklaşacağım için çok sevinçliyim doğrusu.