YAZILARI bilgisayarla göndermek çok kolay ama bazen de iletişim hataları olabiliyor.
Böyle bir kopukluk yüzünden, Cumartesi günü yazı iletilemedi ve köşemiz boş kaldı.
Okurlarımdan özür diliyorum.

***

GEÇEN hafta çarşamba ve perşembe günleri, UNESCO görevine ara verip, müzisyen şapkamızı giydik ve Berlin Filarmoni salonunda bir konser verdik.
Berlin Filarmoni, ünlü şef “Herbert von Karajan’ın kartal yuvası” diye anılan ve dünya müzik mabedi olarak algılanan bir mekandır.
Bu yüzden, görkemli filarmoni binasının büyük salonunda verilecek konser beni ve müzisyen arkadaşlarımı epey heyecanlandırdı.
Bütün Berlin’i afişleyip, basın yoluyla Alman kamuoyuna duyurmayı başaran müzisyen dostumuz Adil Aslan’ın çabaları teşekkürü hakediyor doğrusu.
Bu çabalar sonucunda Filarmoni’nin büyük salonu tamamen doluydu ama bundan daha da önemlisi, 50 - 60 mark olan biletleri satın alarak konsere gelenlerin yarısı-nı eğitimli, kültürlü ve üst düzey Almanların oluşturmasıydı.

***

KONSERDE Ferhat Livaneli gitar, Halil Karaduman kanun, Göksun Çavdar klarnet ve Seyhun Çelik vurmalı sazlar çalıyordu. Bu virtüoz müzisyenlerin her solosu salonda kıyametler kopardı. Alman müzik dinleyicisinin, müzisyen dostlarımızın kalitesine gösterdikleri coşku ve her soloyu ayakta alkışlamaları görmeye değerdi.
Türkiye, çok değerli ve çalgıları-na son derece hakim yaratıcı müzisyenlere sahip ama ne yazık ki her zaman Berlin Filarmoni gibi mekanlarda, Batı dinleyicisiyle buluşamıyorlar. Eğer bu fırsatlar çoğalsa eminim ki bizden de Ravi Şankar, George Zamfir gibi dünya şöhretleri çıkacak.

***

KONSERDE hem şarkılarımıza eşlik edip, hem de solo söyleyen Ayşenur Yazıcı, Türk ve yabancı izleyicinin büyük alkışlarıyla selam-landı. Berlin’e geldiğinde son derece hasta olup, sesi kısılan Ayşenur Yazıcı’nın iğnelerle, ilaçlarla çıktığı sahnedeki bu performansı gerçekten övgüye değer. Türkiye’de kaset endüstrisinin hala bu yeteneği değerlendirmemiş olduğuna inanmak mümkün değil.

***

KONSER sonunda soyunma odalarına gelen Almanların ve ertesi gün gazetelerde yazan kritiklerin tepkileri gerçekten Türkiye’yi sevindirecek boyutta.
Keşke insanlarımız bunları duyup, görme olanağına kavuşabilseydi.
Türkiye’nin yurtdışında sadece aşağılanmadığını, sadece hor görülüp eleştirilmediğini bazen de sanatıyla ve kültürüyle yüceltildiğini görüp bir parça ferahlarlardı.
Ne yazık ki bu olanaktan yoksunlar.
Çünkü gazete ve televizyonlar, olan bitene değil, kendi koydukları ölçülere bakıyorlar ve yurtdışında ilah imal etmek derdindeler.
Bu yüzden Leyla Gencer’e verilen ödül, Çetin Altan’ın Fransa’da okul kitaplarına girmesi, Yaşar Kemal’in birçok dünya dilinde bestseller olması, Pekinel kardeşlerin Springer Verlag’ın 50. yıldönümü toplantısında verdikleri müthiş konserin yankıları onları fazla ilgilendirmiyor.
Bunlar yerine, mesela yeni bir şarkının sözlerini çerçeve içinde resimli yayınlamayı yeğliyorlar.

“Gel mumları yakalım/ Keyfimize bakalım
Baş belası dertlerin/ İcabına bakalım
Bir şeyler atıştırıp/ Gel birşeyler içelim
Canımız sıkılırsa/ Birlikte dansedelimw
N’aber fıstık/ Ayrı mı düştük
Olayım ben sana/ Kuştüyü yastık”

***

MERAK etmeyin, önümüzdeki günlerde nasıl olsa bütün televizyon ve gazeteler bu şarkıyla ilgilenecek. Bol bol duyma olanağına kavuşacaksınız.