HAFTA sonunu doktor arkadaşlarımla birlikte Saros'da geçirdim.
(Bu yüzden de yazımı dizgi servisine telefonla yazdırmak zorunda kaldım. Ne yazık ki arkadaşlar bazı bölümleri yanlış dizmişler. Ayrıca gazete sistemindeki bilgisayarların inceltme ve uzatma işaretlerini kabul etmemesi, dünkü yazıda olduğu gibi, kelimeleri fonetik açıdan vurgulamamızı olanaksız kılıyor. Gazete yönetiminin bu eksikliği bir an önce gidermesini diliyoruz.)
Balıkçılığa son derece meraklı arkadaşlarımın kimi klinik sahibi, kimi yurt dışında ve Türkiye'de büyük ün yapmış by - pass uzmanı, kimi İstanbul'un çok iyi tanıdığı cerrah.
**Doktorların, iş dışındaki zamanı değerlendirmeleri diğer mesleklerden değişik oluyor.**
Sabahtan akşama kadar ölümle, hastalıkla, ameliyatla uğraştıkları için, hafta sonlarında gülüyor, fıkralar anlatıyor ve insan acılarına tanık olarak geçirdikleri iş yaşamlarını böyle dengelemek istiyorlar.
**Ölümün karşısına yaşamı koyuyorlar.**
Son tutkuları, kirli kotlar giyerek, salaş bir balıkçı teknesine binmek ve **Saros Körfezi**'nin serin sularında olta sallamak.
Akşamları basit yöre lokantalarında bir şeyler atıştırmak ve ucuz pansiyonlarda konaklamak ayrı bir zevk.
Beş yıldızlı otel soğukluğundan çok uzak bir gündelik yaşam.
***
**SAROS**, inanılmaz güzellikte.
**İstanbul**'dan üç saat uzaklıktaki bu el değmemiş cennet, anlatılacak gibi değil.
Balıkçılıkla geçinen **Mehmet** ve **Metin**'in teknesiyle Saros kıyılarının nefes kesici güzelliğinin tadına varma olanağına kavuştuk.
***
**GEZİYE** başlarken en çok çekindiğim ve görmek istemediğim şey, balık tutma aşamasıydı.
Neyse ki korktuğum başıma gelmedi, arkadaşlarım balık bulamadı.
Bu belki de benim güçlü isteğimden kaynaklanan bir balıkçı uğursuzluğudur.
Oltalara gelen küçük balıkları da arkadaşlarımı ikna ederek tekrar denize gönderme olanağı buldum.
Bir kere oltaya yakalanıp tekneye çekildikten sonra tekrar denize ve yaşama dönme olanağı bulan balıkların, bu acı deneyi ömür boyu unutmayacaklarını ve artık oltaya yakalanmayacaklarını umuyorum.
Eğer bunu başarabilirlerse, bu kötü deneyim işlerine yarayacak.
Bir oltayla tekneye doğru çekilmek ve yaşamın tekne güvertesinde sona ermesi demek olan felaketi, yararlı bir deneye çevirebilecekler.
***
**BALIKLAR** belki bunu akıl edebilir ve artık oltaya yanaşmazlar. Yemin içindeki oltanın çelik soğukluğunu sezebilirler ama biz insanlar bunu başarabiliyor muyuz acaba?
Yaşadığımız acı olaylardan, kötü yöneticilerden, yanlış seçimlerden dersler çıkarabiliyor muyuz?
Hic sanmam!
Eğer balık kadar aklımız olsaydı, tekrar tekrar avlanır mıydık hiç?
Bu kadar kötü yönetilir miydik?
