Hafta sonu birlikteydik. Dedi ki: “Bu hafta ilk defa portre kapak yapacağız. İnsanların fotoğrafları olacak.” Heyecanla büyütmeye çalıştığı yeni çocuğu Haftalık dergisinden söz ediyordu. Kimlerin fotoğraflarını koyacaklarını sordum. Ahmet Altan’ın da aralarında olduğu birkaç isim söyledi. O anda ona “Hayır!” diyerek yanıldığını söylecek olsaydım, herhalde beni deli yerine koyardı. “Sevgili Ercan” deseydim, “kapakta onların değil, senin fotoğrafın olacak,” o ünlü gülme krizlerinden birine yakalanırdı. Ama oldu! Derginin kapağına onun fotoğrafını koydular. Trajik ölümü yalnız Haftalık dergisinin kapağına değil, Türk basınının manşetlerine taşındı. Ercan Arıklı’nın cenaze töreninde Teşvikiye Camii tıklım tıklım doluydu. İnsanlarda samimi bir üzüntü olduğunun farkına vardım. Laf olsun diye boy gösterilmiş törenlerden biri değildi bu. İnsanların içi yanıyordu. Ve bir an fark ettim ki camiyi dolduranların çoğu, onun yetiştirdiği gazetecilerdi. Hepsini bir arada görünce, ne kadar çok -belki de binlerce- insana ağabeylik yapmış olduğunu bir kez daha anladım. Ercan Arıklı’nın seçkinci olduğu sanılırdı hep. Yaşam biçimi, alışkanlıkları ve tercihleri böyle bir izlenim bırakırdı. Ama Ercan’la yaptğım birçok konuşmada onun tutkulu bir demokrat olduğunu görmüştüm. Türkiye’nin sözüm ona seçkinlerinden pek umudu yoktu. Halkın kendi içinden çıkaracağı insanlara daha çok güveniyordu. Kendi anlatımına göre Lozan’da okurken İstanbul aydınlarını ve seçkinlerini çok önemsemiş, gözünde büyütmüş. Döndükten sonra o pırıltılı insanlarla aynı sofralarda, aynı çevrelerde bulununca da büyük bir hayal kırıklığına uğramış. “Onların kişilik kusurlarını, zayıflıklarını görünce” diyordu, “demek ki halkın bir bildiği var diye düşündüm.” Bir İngiliz soylusu gibi yaşamayı seçen Ercan Arıklı için bu sözler çelişki gibi görünüyor ama o kişiliğinde birçok zıtlığı barındırmayı başaran bir adamdı. Bir yakınınızı yitirdiğiniz zaman, hayatın nasıl bilinmez bir boşluk üzerinde sallandığını bir kez daha kavrıyorsunuz. Okunmuş onca kitabın, yaşanmış onca deneyimin, süzülmüş onca düşüncenin bize göre büyük bir anlamı var ama doğa açısından herhangi bir önemi yok bunun. İstediğiniz kadar bilgili olun, evrendeki herhangi bir canlı ile aynı koşullara bağlısınız. Adına otobüs, minibüs, otomobil denilen metal parçaları gövdenizi parçalıyor ve sizi yok ediyor. Ercan Arıklı şöhret meraklısı bir insan değildi. Bu yüzden de Amerika’da 250 bin satan bir sinema dergisinin ortağı ve başkan yardımcısı olduğunu ortalığa yaymadı. Yaşamın her anını keyifle, dostlukla, şakayla doldurmaya çalışan Ercan’ın ardından yazı yazmak çok zor geliyor. Şaşkınım, üzgünüm, kararsızım; ne diyeceğimi bilemiyorum. Sadece bir tek şeyden eminim ki ölüm ona yakışmadı! Hiç yakışmadı!