Benim düşüncelerim bazı çevrelere çok şaşırtıcı gelir ve durmadan sürprizlerle karşılaştıklarını düşünürler. Çünkü Türkiye’deki alışkanlığa göre, kişi bir gruba, bir görüşe, bir kampa, bir tarikata, bir ideolojiye ait olmalıdır ve bunu sonuna kadar savunmalıdır. Karşı kampta görülen her düşünce ve kişi ise saldırılacak bir hedeftir. Ben dünyayı böyle kavrayamam. Kamplaşmaya bağlı düşünce eylemine girişemem. Bunu bir marifet olarak değil, gerçeği belirtmek için yazıyorum. Böyle düşünmeyi gerçekten algılayamam. Şaşırtıcılık buradan gelir. Herkesin bildiği gibi, Mustafa Kemal’e saygım, sevgim sonsuzdur ve ilkelerini her fırsatta savunurum. Peki bu beni kamplaşmaya götürür mü? Hayır. Çünkü aynı zamanda Osmanlı uygarlığının çocuğu olduğumuzu bilir ve tarihi saygıyla yâd ederim. Nihayet Mustafa Kemal Paşa’yı yetiştiren de Osmanlı’dır. Bize yanlış bir biçimde Kızıl Sultan olarak öğretilmiş olan Abdülhamid’e de saygı duyarım. Gençliğimde Marksist düşünce benim dünyamı biçimlendirmiştir ama bu benim Sovyetler Birliği’ni ya da sol yobazları eleştirmeme engel olmamıştır. Darbeleri iyi kötü diye ayırmam, darbe darbedir. Adnan Menderes’e Yassıada’da yapılan muameleyi şiddetle kınarım. Laiklik ilkesini bütün hücrelerimde hissederim ama bu ilke benim Hz. Muhammed’e hakaret eden Salman Rüşdi’yi lanetlememe ya da konser sırasında ezan sesi duyduğumda susup beklememe, babamın ve yakınlarımın kandillerini kutlamama mani olmaz. Yazının burasında rahmetli Ercan Arıklı’yı hatırladım. Aktüel’de yayınlanan anılarımı okurken, bir Cumhuriyet Savcısı çocuğu olarak Kuran kursuna gönderilmemi, hemen arkasından da İngilizce eğitim veren Ankara Maarif Koleji’ne yazdırılmamı kastederek; “Şimdi anlıyorum senin şizofreninin nedenini” diye şakalaşmıştı. Ama ben bunu hiçbir zaman şizofreni olarak görmedim. Yıllar önce Brüksel’de konuşmaya daldığımız bir arkadaş gecenin sonunda “Yahu” demişti “Senin dışında hem Proust okuyup hem saz çalan hiç kimseyi bilmiyorum. Biraz acayip değil mi bu?” Bana göre değildi. Kategorilere bölünmeden düşünmek hayatı kavramanın tek normal yoluydu. Bu yüzden bu köşede hem Mustafa Kemal övülür, hem de düşünce yargılamalarına karşı mücadele edilir. Hem, herkesin bayram yaptığı dönemde okuyucu AB’ye karşı uyarılır, hem de bu ülkelerle daha farklı bir ilişkinin yolu araştırılır. Hem Türk-Yunan dostluğu için çaba gösterilir hem de yurtseverlik ve bağımsızlık tutkusu yüceltilir. Bütün bunlar çelişki değil, önyargılardan arınmış bir arayışın sonucudur. Bazı okurların beni hiçbir kampa yerleştirememesinin sebebi budur. Ama ben halimden memnunum. Eleştirilsem bile, kafam omuzlarımın üstünde durdukça bu şekilde düşünmeyi sürdüreceğim.
