Üniversitelerde konuşma yapmak her zaman ilginçtir. Genç kuşaklarla doğrudan karşı karşıya gelme olanağı bulursunuz. Sorularını cevaplarken, onların düşünce biçimlerini ve ilgilerinin yoğunlaştığı noktaları öğrenirsiniz. Bu açıdan üniversitelerdeki konuşmalar öğreticidir. Abbas Güçlü’nün “Genç Bakış” programına iki kez katıldıktan sonra bu düşüncelerim daha da pekişti. Ama 3 Ekim günü İzmir’de Ege Üniversitesi’nin açılış töreninde benim konumum, dinlemekten çok konuşma ağırlıklıydı. 42 bin öğrenciye ve geniş bir kampüse sahip olan Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, yeni yılın açılış dersini vermek için beni davet etmek inceliğini göstermişti. Dünyada birçok üniversite bu tip açılış derslerine, akademik çevreler dışından kişileri çağırma alışkanlığındadır. Akademisyen olmayan, başka alanlarda düşünce ve tecrübelerini geliştiren insanların da görüşlerinden yararlanmak isterler. Bu sefer de 1200 kişinin katıldığı açılış töreninde beni onurlandırdılar. Sağ olsunlar.

Üniversiteler birbiri ardına açılıyor ve rektörler rejimle ilgili kaygılarını belirten konuşmalar yapıyor. Daha bir iki yıl önce serinkanlı duruşlarını sürdüren üniversitelerde bile deyim yerindeyse bir telaş başgösterdi. Rektörler birbiri ardına gelen konuşmalarda sık sık laikliği vurguluyor ve orduya güven tazeliyor. Asıl silahı bilgi olan üniversite rektörleri tek güvencelerinin ordu olduğunu belirtirken, Genelkurmay Başkanı rejimi koruyacak olan silahını, kültür, tarih ve dil bilinci olarak tarif ediyor. Sanki roller kısa bir süreliğine değişmiş gibi.

Cumhuriyet tarihinin dönüm noktası olan 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hızla yaklaşıyoruz. Kaygılar giderek büyüyor. Herkes gibi rektörler de kaygılı. Bu iş bugüne geldiği gibi giderse, 2007 yılının mayıs ayı ile genel seçilerin yapılacağı kasım ayı arasında Türkiye’nin ağırlık merkezi tamamen AKP’ye kayacak. Düşünsenize, Cumhurbaşkanlığı’nın yanı sıra Meclis’in üçte iki çoğunluğu, Meclis Başkanlığı ve Başbakanlık AKP’de olacak. Bütün bunlar, kayıtlı her dört seçmenden birinin ve sandık başına giden her üç seçmenden birinin oyu alınarak başarılıyor. Bu “harika” seçim kanununu hazırlayanların gözü aydın. Sayelerinde Türkiye bir azınlık diktatörlüğüne doğru hızla gidiyor. Demokrasi denilen meredin çoğunluk diktatörlüğü bile tehlike iken, bakalım azınlık diktatörlüğü nasıl olacak?