Türkiye’nin önünde büyük kültürel fırsatlar var: Bu yıl Siena Kitap Fuarı’nın onur konuğu Türkiye. Gelecek yıl ise bu alandaki en büyük organizasyon olan Frankfurt Kitap Fuarı’nın konuğu olacak. 2009, Fransa’da Türkiye yılı. Bildiğiniz gibi 2010 yılında ise İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti olarak taçlanıyor. Bu kadar önemli olayın üst üste gelmesi, başta devlet kurumları olmak üzere herkese büyük görevler yüklüyor. Türkiye her alanda kültürünü en yüksek uluslararası düzeyde temsil etmeli. Bu etkinliklerin en önemlilerinden biri de opera ve bale. Bugünlerde Devlet Opera ve Balesi’ne bir genel müdür atanacak. Son derece önemli bir atama bu. Dünyadan bildiğimiz örnekler, böyle kurumların başına, değişik sanat dallarından çok iyi anlayan yöneticilerin getirildiğini göstermekte. Çünkü opera kurumunda, orkestra, koro, solistler ve bale sanatçıları bulunmakta. Genel Müdür bu alanların hepsine aşina olmalı ve sorunları iyi bilmeli ki çözüm getirebilsin. Daha önceki yıllarda Opera Genel Müdürlüğü yapmış olan Necil Kazım Akses, Mithat Fenmen, Ferit Tüzün, Gürer Aykal, Rengim Gökmen gibi kompozitör ve orkestra şefleri bu konuda yetkin örnekler oluşturdular. Şimdi yeni genel müdürün de mümkünse uluslararası kariyer sahibi, yöneticilik görevlerinde bulunmuş, opera bünyesindeki bütün sanat dallarını tanıyan, hatta bu bu dallarda eserler yönetmiş, deneyim kazanmış, öğrenciler yetiştirmiş kişiler arasından seçilmesi yerinde olur diye düşünüyorum. Bu alanda aklıma ilk gelen isimler Profesör Gürer Aykal, Profesör Erol Erdinç ve Profesör Rengim Gökmen oluyor. Aklıma gelmeyenler alınmasın sakın; mutlaka bu kişiler dışında da değerlerimiz var ama örnek vermek için bu üç ismi anıyorum. Opera ve Bale’nin önemini kavrayan ve kavramayan ülkelere baktığımız zaman, bunların yalnız bu sanat konularında değil, hayatın bütün diğer alanlarında da ileri ve geri olarak ayrıştığını görüyoruz. Bugünlerde Yaşar Kemal’in Teneke eserini sahneleyen La Scala’nın İtalya’ya neler kattığını anlatmak bile gereksiz bir çaba. Türkiye bu alanlarda çok önemli sınavlar verdi. Kendisine yabancı olan bir müzik tarzını benimsemekle kalmadı, çeşitli sanat dallarında (Meriç Sümen ve daha birçok isim gibi) uluslararası üne sahip insanlar yetiştirdi. Dolayısıyla bu başarılar göz ardı edilmeden ve daha önemli işler yapmak amaçlanarak yola çıkıldığında; tutulacak yol belli: Bu önemli kurumun başına dirayetli, sanatın bütün dallarından anlayan, deneyimli bir kişi yerleştirmek. Umarım bu işe siyaset karışmaz ve atama “liyakat” esasına göre yapılır.