Böyle heyecanlı ve zor günlerde insanlar televizyonların karşısına geçer, durmadan kanal değiştirerek en yeni haberleri yakalamak isterler. Sabahları da gazeteleri satır satır okuyarak olayların iç yüzünü anlamak derdine düşerler. Ama ancak pek az okuyucu-izleyici, televizyon kanalları ve gazetelerin gizli kodlarını çözebilir, satır aralarında yapılan gizli yönlendirilmeleri anlayabilir. Elinizdeki kumanda aletiyle bir kanalda yapılan yoruma takılırsınız: Yorumcu durmadan hükümetin beceriksizliğini, bu kafayla terörün çözülemeyeceğini vurgular. Öteki kanala geçersiniz: Bu kez bir başka yorumcu; Dağlıca olayında soru işaretleri bulunduğunu belirterek, orduyu suçlayıcı bir konuşma yapmaktadır. İstihbarat açığı mı vardır acaba? 200 terörist nasıl siperlere kadar girebilmiştir?Bir başka kanal, galeyana gelmiş insanları, dolayısıyla da hükümeti rahatlatma derdindedir: Bush söz verdi, bu iş çözülüyor haberini müjdeler. Öteki kanal; “Amerika bizi oyalıyor. Hemen saldırmamız lazım!” der. Bazı gazetelerde ve köşe yazarlarında da durum aynıdır. Gerçekten içi yanan, samimiyetle çözüm arayan yazarlar dışında, Ankara’daki bazı kurum ve kişilere göbeğinden bağlı olanlar gazetenin meşrebine göre kamuoyu oluşturmaya çalışır. Bu kanalların ve gazetelerin sahiplerini, hükümete yakınlık derecelerini bilenler bazen iç geçirerek, bazen hafif bir gülümsemeyle izlerler haberleri ve yorumları. Ama büyük izleyici-okuyucu kitlesinin bunları bilmesine, medya üzerinden oynanan iktidar oyunlarını anlamasına olanak yoktur. Bir psikolojik oyunun hedef kitlesidir o. “Gazete yazdı, televizyon söyledi!” diyerek gördüğü okuduğu her şeye inanmak ihtiyacındadır. Medyayı da bir bütün olarak görür. Bazı medya yöneticileri büyük kitleleri, Kardinal Richelieu gibi parmaklarında oynatacak manipülasyonları, bir virtüoz ustalığıyla sahneye koyar ve kamuoyunu istedikleri yönde “oluşturur”, ülkeyi bir şeye “hazırlarlar!” Kimin kim olduğunu bilmeden bu çok karmaşık oyunu çözmeye olanak yoktur. Günde ortalama beş saat televizyon seyredilen bir ülkede, medya tartışılmaz biçimde en büyük güçtür. En önemli makam sahipleri bile medya karşısında tir tir titrer. Medya bir bütün olsa, aynı politikayı benimsese ona karşı durmak çok zordur. Ama medya da kendi iç çelişkileri sayesinde, bir tekel oluşturmaktan uzaklaşır, çok sesliliğe kavuşur. Belki de olumludur bu “çok seslilik!” Artılarla eksiler birbirini götüre götüre, bir denge oluştururlar.