François Doppfer.
Türkiye'deki yeni Fransız Büyükelçisi.
Enerjik, deneyimli ve ilginç bir diplo-
mat.

Eşinin çocukluğu Türkiye'de geçmiş ve
İstanbul'da eğitim görmüş. Bu yüzden
güzel Türkçe konuşuyormuş.

Bay Doppfer Ankara'ya Büyükelçi ola-
rak atanmadan önce, Fransa'da politik
mültecilerle ilgili birimin başındaymış. Bu
yüzden, dünyanın değişik köşelerinde
yaşanan problemleri, kriz bölgelerini iyi
biliyor.

Gazetemizi ziyareti dolayısıyla görüştü-
ğünüz Bay Doppfer, Türk-Fransız ilişkile-
rindeki yeni dönemin önemli mimarların-
dan birisi.

Türkiye'ye gelmeden önce yaptığı te
maslar, büyük Fransız şirketlerinin Türki-
ye'yi yakından tanıdığını ve bu ülkeyle iş-
birliğine hazır olduğunu ortaya çıkarmış.
Büyük Fransız bankaları ve şirketleri
Türkiye'yi önemli bir ortak olarak görü
yormuş.

Aynı etkinin kültür alanında da yaratıl-
ması gerektiğini ve iki ülke arasında bü
rokratik kuruluşların ötesinde bir işbirliği
ne gidilmesinden yana.

Bu konuda Galatasaray Üniversitesi'ni
çok önemli bir adım olarak görüyor.

***

Bay Doppfer'le konuşurken, uzun za-
mandanberi düşünülen ve yazılan bir
gerçeğin doğrulanmakta olduğunu his
settim.

Fransa ve İngiltere'nin Türkiye politi-
kasında bir değişiklik oluyor.

Mitterrand'ın ve Douglas Hurd'ün Tür-
kiye ziyaretleriyle başlayan bu süreç, Tür-
kiye'yi Balkanlar, Ortadoğu, Kafkaslar ve
Orta Asya'da etkili bir güç olarak görme
eğiliminde.

Bu da Türkiye'nin tekrar Osmanlı hin-
terlandına eğilmesi demek.

Altı ay önce yazdığımız "Osmanlı Hin-
terlandı" adlı yazıda, redd-i miras etmiş
olan Türkiye Cumhuriyeti'nin bu karar-
dan yavaş yavaş vazgeçmekte olduğunu
ve bunun önemli sonuçlarını yakın gele-
cekte göreceğinizi vurgulamıştık.

Bu yazı, Habsburg egemenliğine karşı
Fransa ile Osmanlı İmparatorluğu arasın-
da kurulan dayanışmanın tekrarlanacağı
öngörüsünü de içeriyordu.

Ve bütün bu öngörüler, o zaman bir
"hayal" olarak nitelenmişti.

Aradan geçen altı ay, bu görüşlerin
haklılığını ortaya çıkardı.

Bu süre içinde Türkiye Almanya'dan
uzaklaştı ve Fransa'ya, İngiltere'ye yak-
laştı.

Bu gelişmeler Türkiye'ye Avrupa
Topluluğu yolunu da açıyor.

Fransa ve İngiltere'nin başını çeke-
ceği bir hareket ister istemez Türki-
ye'nin Avrupa kimliğini tanımakla so-
nuçlanacak.

Bu kimliğin vurgulanmasındaki en
büyük engel Türkiye'nin hızlı nüfus artı-
şı ve iş bulmak isteyen yığınların Avru-
pa'ya göç etme olasılığı. Sanıyorum ki
bu konuda verilecek olan bir taviz ve bu
yolla "serbest dolaşım" maddesinin as-
kıya alınması Türkiye'nin Avrupa Top-
luluğuyla bütünleşme şansını artıracak.

Yakında "gümrük birliği" ile başla-
yacak olan bir dizi olumlu gelişmenin
tanığı olacağız.

***

Bir ağacın kökleri ne kadar derindeyse,
dalları da o kadar yükseğe uzanır.

Türkiye de kendi köklerine uzandığı
sürece Avrupa'da görünür olacaktır.

Bay François Doppfer'e "Hoşgeldiniz"
diyor ve bu önemli sürece katkıda bulun-
masını bekliyoruz.