Yok, yok!
Sarmısağın mucizelerinden sözeden bir
yazı okumayacaksınız.
İnsanları yüz yaşına kadar yaşatmanın
en etkili ilacı olarak sunulsa da ben sarmı-
sağın başka bir yönüne değineceğim.
Türkiye'nin imaj sorununun sarmısakla
ilişkisini anlatacağım:
Stockholm şehri ormanlar ve göller
üzerine kurulmuştur. Birbirinden epeyce
uzak ayrı merkezlere bölünmüş olan kent-
te, yeraltı metroları vızır vızır çalışır.
Böylelikle bu çok yaygın şehrin bir
ucundan öteki ucuna gitmek en fazla ya-
rım saat sürer.
Sabahın erken saatlerinde şehrin cad-
deleri bomboştur. Ama yerin altında tren-
ler gelir gider, yüzbinlerce insan oradan
oraya taşınır.
Bu trenlerden birisi de uzak mahalleler
olan Rinkeby ve Tensta tarafına gider.
Stockholm ahalisi bu treni numarasıyla
anmaz.
Trene "vitlökstoget" adı takılmıştır;
yani "sarmısak treni."
Rinkeby ve Tensta semtlerinde Türk iş
çileri oturur.
Hepsi de Konya'nın Kulu ilçesindendir.
Neden Kulu mu diyorsunuz!
İşçi göçünün ilk yıllarında birkaç Kululu
aile, rastlantıyla Stockholm'e gönderilmiş.
Onlar da ayaklarına yer yapar yapmaz
bütün akraba taallukatı almışlar yanları-
na.
Yalnız Stockholm'de değil, her yerde
böyle yürümüştür bu iş.
İsterseniz Burgaz Adayı ele alın.
Yıllar önce İstanbul'a gelmiş bir Erzin-
canlı Haydarpaşa vapuruna bineceğine
yanlışlıkla Adalar vapuruna binmiş. Ora-
ya varınca da geri dönecek parası olmadı-
ğı için birkaç gün iş tutmuş. Bakmış ki Bur-
gaz Ada hoş, sakin bir yer. Akrabalarını
çağırmış ve böylece de göç başlamış.
Şimdi Burgaz Adanın dörtte üçü Erzin-
canlı.
Stockholm'deki Kululu yurttaşlar bol
baharatlı, sarmısaklı mantıları çekip işe
gittiklerinden, trene sarmısak kokusu
sinmiş.
Stockholm ahalisi bu yüzden o trene
"sarmısak treni" diyor.
Zavallı İsveçli için çok şaşırtıcı bir du-
rum. Çünkü zaten sarmısak denen nes-
neyi tanıyalı üç-beş yıl olmuş. İsveç di-
linde böyle bir nesnenin adı olmadığı
için de "Vitlök" deyivermişler. Yani "be-
yaz soğan".
Adını bile yeni koydukları sarmısak,
önemli metro hatlarının birine yerleşin-
ce de başlamışlar alay etmeye.
***
Buraya kadar herşey normal!
Kültür çatışması falan gibi sözlerle
açıklayabilirsiniz.
Garip olan aynı İsveçlinin eczanelere
avuç dolusu para dökerek sarmısak
hapları alıp hergün içmesi. Avrupa'daki
sağlık kampanyalarının çoğu sarmısağa
dayanıyor ve milyonlarca dolarlık bir pi-
yasa açılıyor.
Daha da garibi evlilik yıldönümlerini,
yaş günlerini kutlamak isteyen İsveçlilerin
bütün yıl biriktirdikleri parayla bir Fransız
lokantasına gitmeleri ve orada sarmısaklı
"provence" yemeği tadmaları.
Bir aylık maaşını Fransız lokantasına
yatıran İsveçli, ağzındaki sarmısak rayi-
hasıyla kendini yücelmiş ve elit hissedi-
yor ve "sarmısak treniyle" alay etmeyi
sürdürüyor.
Sarmısak dünyanın her yerinde aynı-
dır. Türk sarmısağı ile Fransız sarmısağı-
nın kokusu arasında da fark yoktur.
Biz sarmısağı değiştiremeyeceğimize
göre, kafalarımızı biraz değiştirelim de,
Türkiye'nin imajı üstüne biraz düşüne-
lim.
