Uzaklarda bile olsam internet sayesinde bana gelen bazı mesajları görebiliyorum. Son zamanlarda bu mesajların tarihle ilgili olanlarının sayısı epey arttı. Buna da şaşıracak değiliz herhâlde. Çünkü insanlar tarih diye bildikleri illüzyonla, gerçek diye sunulanlar arasında şaşırıp kaldı.Dikkat ederseniz hem illüzyona, hem de “gerçek diye sunulan“ diyerek Osmanlı eleştirilerine kuşkuyla yaklaşıyorum. Çünkü yüzyıllar öncesinin gerçeğini bilmek değil ama yorumlamak çok zor bir iştir.Alman filozof ve bilim adamları olan Martin Heidegger ve Hans-Georg Gadamer’in “hermeneutics“ anlayışına çok değer veririm ben.Yorum, tefsir anlamına gelen bir sözcük bu. Gadamer “Gerçek ve Metot“ adlı kaynak kitabında, bu günün zihniyetiyle tarihi kavramanın neredeyse olanaksız olduğunu ortaya koyar.Kısaltarak tercüme edersek bir yerde şöyle der: “Tarih eğitiminden elde ettiğimiz bilinç, gerçek tarihin ancak yabancılaşmış bir biçimidir.“
Okurlarımızdan tarihle ilgili kitap önerileri isteyenler var. Tarihçi değilim ama gençlik yıllarından beri çok fazla tarih okuyan birisiyim.Evimdeki Naima Tarihi ciltlerinin üzerinde 1971 yazıyor. O tarihten bu yana, bu sekiz cildi herhalde dört beş kez okumuşumdur.Âşıkpaşazâde, Peçevi, Hammer tarihleri, Evliyâ Çelebi vazgeçilmez kaynaklardır ama ben tarihi popüler kılığa soktuğu söylenen Reşat Ekrem Koçu’yu da hiç hafife almam, zevkle ve tekrar tekrar okurum. Çünkü onun anlattıkları da uydurma değildir, Osmanlı vakanüvislerine dayanmaktadır.Yine gençlik yıllarımda İbrahim Hakkı Uzunçarşılı, Mustafa Akdağ gibi tarihçilerin eserleri elimizden düşmezdi. Ama uyarayım, bunlar zor eserlerdir; Uzunçarşılı belgelere düşkündür, Akdağ ise iktisada. Macera okumak isteyenlere tavsiye edilmez.Özellikle İttihat ve Terakki konusunda Şükrü Hanioğlu, çok önemli bir tarihçidir.Halil İnalcık ise hocaların hocası olarak eşsizdir. Tarihe meraklı olmayanlar için bile, onunla yapılan nehir söyleşiyi okumak zihin açıcıdır.Halil hocanın en önemli yanı; tarihe, bugünün ideolojik pencerelerinden bakmıyor oluşudur. Yani tarihi, ideolojik dostlar ve düşmanlar olarak algılamaz, olayları bugünün anlayışılarına göre eğip bükmeye meraklı değildir.Murat Bardakçı ve İlber Ortaylı’nın, tarihe merakın artmasında önemli hizmetleri olmuştur. Daha adını anamadığım birçok tarihçi var ve ideolojik saplantılara kapılmamış olanlarının eserleri elbette ki değerli.
Tarih; her önüne gelenin atıp tutabileceği bir alan değil ama ne yazık ki Türkiye’de popüler bir tartışma konusu hâline geldi ve her olayda sergilediğimiz kamplaşma sonucunda; “şanlı ecdadımız“ diyenlerle “Osmanlı berbattı“ diyenler arasında ağız dalaşına dönüştü.Bence ikisi de doğru bir yaklaşım değil. Kafalarında tarihle ilgili illüzyon taşıyanlarla ilgili olarak en doğru sözü ise yine Einstein söylemiş: “Önyargıları parçalamak, atomu parçalamaktan daha zordur.“
Bugünlerde tarih konusu kaçınılmaz olarak gazete ve televizyonlara taşınıyor. Ancak, bu konuda yazıp çizen arkadaşlara bir tavsiyem var. Yazacakları şeyi, en azından Google’a bir göz atarak yazsınlar. Ola ki onlar için yeni olan bir şey -mesela Osmanlı padişahlarının hacca gitmemesi- yüzlerce kez yazılıp çizilmiştir, yeni bir bilgi değildir.
