Kızım Aylin bir lokantaya davet edilmiş. Eline aldığı listede “Yunan mezesi” diye bir bölüm varmış; altına da mezeler sıralanmış: Cacık, patlıcan salatası, yoğurtlu biber kızartma vs. “Özentinin bu kadarını anlayamıyorum!” diyordu. Gerçekten anlaşılmaz bir şey. Türkiye’deki bir lokanta, geleneksel Türk yemeklerini niçin “Yunan mezesi” diye pazarlamaya çalışır ki! Daha mı kibar oluyor, daha mı çok müşteri çekiyor? Son zamanlarda birbiri ardına açılan “alafranga” lokantaların çoğunda yemek isimleri ya İngilizce ya da Fransızca. Yoo, tutuculuk yapmıyorum. Dünyanın her bölgesi gibi Avrupa yemek kültürünü de yansıtan güzel lokantalar olabilir. Değişik yemekler sergileyebilirler. Ama bir iki istisna hariç, bu lokantaların çoğunda Avrupa yemekleri kötü yapılıyor, hem de çok kötü. Sadece isim Avrupalı ve fiyat normal bir yemeğin iki üç misli. Bu özenti ortamı giderek yaygınlaşırken uyarı Amerika’daki ünlü doktorumuz Mehmet Öz’den geliyor. Mehmet Ali Birand’ın programına konuk olarak katılan ünlü doktor diyor ki: “Atalarımız ne yediyse onu yiyin. En sağlıklısı bizim mutfaktır.” Amerika’da başarı kazanmış olan doktorun, Batı’ya karşı hiçbir kompleksi yok. Bu yüzden kendi kültürünü savunmakta bir sakınca görmüyor. Umarım birilerine ders olur.
Biliyorsunuz ben yemek konularını, yemek olarak değil, kültürün önemli bir parçası olarak yazıyorum. Dünyanın en zengin mutfak kültürüne sahip olduğumuz halde bunu ayaklar altına alıp “alafranga” olmaya özenmemiz, diğer konulardaki tavrımızı da ele veriyor aslında. Biz kendi kültürümüzü hoyratça yok ediyoruz. Denizlerimizi, akarsularımızı nasıl kirletiyorsak, şehirlerimizi nasıl lağım kokutuyor ve çirkinleştiriyorsak, ormanlarımızı nasıl yok ediyorsak kültürümüzü de öyle elden çıkarıyoruz. Bu gidiş devam ederse beş on yıl sonra Türkçe bir kuş diline dönecek, yemeklerimiz unutulacak, bizi biz yapan şairlerimizi ve sanatçılarımızı kimse hatırlamayacak, korkunç bir süratle artan balık çiftlikleri turkuaz koylarımızı bataklığa çevirecek, şehirlerimiz daha çok kokacak, ormanlarımız daha çok yanacak. Bu korkunç gelecekten kurtulmanın tek çaresi duyarlı insanların el ele vererek kendi kültürlerini ve çevrelerini korumaları. Unutmayalım ki yemekten dile, müzikten mimariye kadar kültürümüz saldırı altında.
